Edebice Şiirleri

Bilene Değil Yaşayana Sor – Fuzuli

05 Eylül 2010 Yazan: Cevher

fuzuli

Bilene Değil Yaşayana Sor

Kavuşmanın nice bir şifa olduğunu,
ayrılık ile hasta olandan sor.
Bir içim suya benzer tatlı dudağının lezzetini,
yüzünü görmeye susayandan sor.
Konuşmak gibi bir lütufta bulunursan eğer,
benden başkasına sorma dudağının sırrını.
Bencileyin sırları bilen birisinden sor bu gizli nükteyi.
Gaflet uykusundaki göz, ne bilsin ……
gözü yaşlıların halini?
Yıldız seyrini gözyaşlarının yıldız gibi dökülüşlerine
yahut yıldızlara bakarak sevgiliyi düşünmeyi
ancak sabaha kadar gözüne uyku girmeyenden sor.
Mum gibi yanıp tükendim aşkının derdinden.
Artık seher yelinden sorma halimi benim.
Ayrılık gecesinde sırdaşım olan mumdan ve pervaneden sor.
Ey Fuzuli!
Ne bilsin sevgi cahili sofu, aşk lezzetini?
Aşkın nasıl bir zevk olduğunu, aşk zevkini onu tadandan sormak gerek.

Fuzuli 

Umut HOŞGÖR – Kış Güneşi – Keman Taksimi – indir | Alternatif

Go get Adobe Flash Player!

Popularity: 2% [?]

Bir Yusuf Masalı – İsmet ÖZEL

05 Eylül 2010 Yazan: Cevher

bir yusuf masalı

Bir Yusuf Masalı

başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız
bakıp başkasının başkayla kurduğu bağlantıya
aşka dair diyoruz ilk anı bu olmalı
ilk önce damarlarımızda duyuyor çağıltısını
uzak iklimlerin
kokusu gitmediğimiz şehirlerin önceden
bir baş dönmesiyle kabarıyor hafızamızda
sonra ayrılıklar düşüne dalıyoruz
bize ait olan ne kadar uzakta!

İsmet ÖZEL

Fon – Yanlızlık Yurdun Olur – indir | Alternatif

Go get Adobe Flash Player!

Popularity: 2% [?]

Dargın öleceğim Fuzuli’ye – Hüsrev Hatemi

05 Eylül 2010 Yazan: Cevher

zamanı durdurduk

Ve aslı olmayan bir şeye,
Beni bunca yıl inandırdı diye,
Dargın öleceğim Fuzuli’ye
Aşk yoksun sen seni biz uydurduk,
Saatleri unuttuk, aklımızca zamanı durdurduk…

Hüsrev Hatemi

Fon – Memikoğlan – indir | Alternatif

Go get Adobe Flash Player!

Popularity: 2% [?]

Divan-ı İlahiyyat – Niyaz-i Mısri

04 Eylül 2010 Yazan: Cevher

 

Divan-ı İlahiyyat

 

 

Âteş-i hicrinle can durmaz figâna başlar,

Kaynayup akar ol âteşle gözümden yaşlar.  

Hicran ateşiyle can durmaz figâna başlar,

Kaynayıp akar o âteşle gözümden yaşlar.  

 

Zerresi zâhir olaydı ger beni yakan odun,

Âlemi uçtan uca yakaydı hep âteşler.  

Zerresi zâhir olaydı ger beni yakan ateşin,

Âlemi uçtan uca yakaydı hep âteşler.  

 

Harfe savte dokunaydı bu iniltim şemmesi,

İnler idi yer ü gök dağlar ile hep taşlar.  

Harfe sese dokunaydı bu iniltimin bir parçası,

İnler idi yer ve gök dağlar ile hep taşlar.  

 

 Âteşim yâşım iniltim cân içinde gizlidir,

Zâhirimde yok içimde hâsıl oldu yaşlar.  

Âteşim yâşım iniltim cân içinde gizlidir,

Zâhirimde yok içimde hâsıl oldu yaşlar.  

 

Bî-kesem bu âlem içre sırrıma yok mahrem,

Bilmedi derdim benim ne kavm u ne gardaşlar.  

Kimsesizim bu âlem içre sırrıma yok mahrem

Bilmedi derdim benim ne kavm ve ne gardaşlar.  

 

 Hâlime haldâş olan hem sırrıma sırdâş olan,

Cümle dağıldı başımdan kalmadı haldaşlar.  

Hâlime haldâş olan hem sırrıma sırdâş olan,

Cümle dağıldı başımdan kalmadı haldaşlar.  

 

Mahv-ı sırra düştü çün dil bunda ben oldum garib,

Yalnız kaldım tükendi kalmadı koldâşlar.  

Mahv-ı sırra düştü çün gönül bunda ben oldum garib,

Yalnız kaldım tükendi kalmadı arkadâşlar.  

 

Vech-i mutlak günde yüzbin çehreden yüz gösterir,

Yerde gökte anı yazar cümleten nakkaşlar.  

Allah Teâlâ’nın yüzü günde yüzbin çehreden yüz gösterir,

Yerde gökte onu yazar cümleten nakkaşlar.  

 

 Nicesi tâkat getürsün ana karşı Mısrî kim,

Adın işitmekle düştü halka bu savaşlar.  

Nicesi tâkat getürsün ona karşı Mısrî kim,

Adın işitmekle düştü halka bu savaşlar.

 

Niyaz-i Mısri

 

 

Go get Adobe Flash Player!

 

Popularity: 2% [?]

Yüreğimde Yara Sesi – Tunay BOZYİĞİT

29 Temmuz 2010 Yazan: Cevher

Yüreğimde Yara Sesi

Yüreğimde Yara Sesi

Yüreğimde yara sesi var
Bir bıyık niye uzar, kıyametteyken sen..
Ayna sırrını döker mi hüzünden, unutulmaktan..
Hani öz yüzüne bakamazsın ya
Hani suyu kirletir ya ellerin
Ki o eller devrim ateşi taşırdı,
Yüzü gülsün diye ayazdakilerin..
Şimdi saklanacak yer ararlar…

Bir el niye utanır kendinden hoca?
Sadece birbirine tutunur karanlıkta usulca..
Ah elleri salhaneyi sokmamalı,
Susuz ellere deniz göstermemeli..
Ne yapacağını bilmez şaşkınlarım..
Tutar bir su sızıntısına kenarda,deryadan olur…
Ama ne bilsin bunu yağmurla beslenen nilüferler..

Ellerin suçlu de hoca…
Açlık mı susuzluk mu
Açlık;Çarık giydirir derdi de masal amcam
Bir türlü anlayamazdım…
Bir el niye bilmez ölçüsünü?
Panikler saf sevda karşısında,
Hatta sinsice bekler kapısında…

Niye büyükçe kirlenir çocukların ellerin
Peki,bilir misin ellerdeki o kahredici kederi
Neden bunca kolay kundaklanır
Köy evlerine benzer yürekleri…
Büyümese daha mı iyi olur köy çocukları?
Köyünde kalsa,
Kirletmeze kentleri,kentlileri..

De hoca.. daha mı iyi olur…
Kirli çocukları beslemeyip asıp kurtulsak,
Ah de hoca…
Köylü yürekli,kına bakışlı…

Bir yürek neden öldürür kendini,yetmeyince kendine…
Bir bakış neden uzar tırnak tırnak..
Neden her günah ille de bir el arar,
Peki eller neden mezar kazar…
Omuzum ortasında iğneli fıçı
Çengelli sorularla tetiklenen..

Bir yürek neden yanıtlayamaz mantıklı soruları,
İflasını verir mantık maliyesine,kendini fesheder..
Kaybettiği kanla sarar yine yarasını,
Olur olmaz ilikler yakasını,
Öylece köylü durur zulmün önünde sökülür diş diş..
Sustuğunu unutmak sayar ahmakça…

Ellerim günah rengi hoca,
Tütün basıyorum yangınıma,
Acı acı yansın külden beter olsun..

Bir el niye imdat ister batarken günah batağında?
Ellerimde havar sesleri
Bırak boğulsun ellerin kendi çığlığında…

Bir el ne ister hoca..? Başka ne..?
Çatısı niye çöker yüreğin..?
Kan ağlar göünce kırlangıçları
Bırak yıkılsın başına dünyası
Yıkasın ölüsünü kendi kanında ne çıkar…?
Tabutunu öz ırmağı götürsün kim bakar..?

Bir yürek kaza sonucu nasıl ölür…?
Ölürse iyi ki mi ölür,yolun hesabı sorulmaz mı..?
Oh…Öldü de kurtulduk mu olur..?

Ah hoca…
Yüreği mahkeme salonu,aklı kürsü,
Adil olduğunu bildiğim yargıtaysız merci,
Kestiğin boynumdan kan akmaz bilesin…

De bir yürek niye yargılatır kendini bir başka yüreğe?
Nedne öyleyse bir yürek kendine ahır,
Kendi ipinde sallanır
Ve böylesine birbirine sağır…
Asma yaprağı gibi titremesi asılacağını bilmesinden mi
Yoksa asma dalı gibi birbirine sarılmasını bilmemesinden mi?
Nasıl küfür gibi durur göğsün elinden bu yürek…
De ha…Herşeyi bilen Şahrut…De…

Tunay BOZYİĞİT

Seyduna & Sahrud 5 – Söz Ateştir Her Ağız Taşıyamaz - Yüreğimde Yara Sesi – Tunay BOZYİĞİT – indirAlternatif

Go get Adobe Flash Player!

Popularity: 4% [?]

Tez Döneceğim – Filiznur ATALAN

09 Haziran 2010 Yazan: Cevher

tez döneceğim

Tez Döneceğim

giderken mumyaladığım
mor buzulu dudağından
dökülen sözünü
hâla defnedemedim usumdan…
…….
ıskaladın yine!..
gözbebeklerimden silmeyeceğim seni
.bu muğlak haritamın çoraklığında
ketumdur şimdi dudaklarım.
bütün baykuşlar çığırtkanlıkla
çortusunu çökeltsinler kulağıma.
beynimin kıvrımlarında
oyuklar kazıyorum…
…….
kılavuzsuz kalacaksın;
sen şimdi şehirlerimden göçsün!
boynun kıldan ince vurulacak kale gibi
bekleyeceksin beni;
tez döneceğim!..

Filiznur ATALAN

Kalp Ağrısı (Klarnet Version) indir | Alternatif

Go get Adobe Flash Player!

Popularity: 6% [?]

Aksis Mundi (Dünyanın Direği) – Asım YAPICI

28 Mayıs 2010 Yazan: Cevher

Aksis Mundi

Aksis mundi

aşk bu
kırık-dökük bir sevda
duygularım toslamış buz dağına
cemreleri unuttum
düşlerim kar altında
korkular kiralıyorum buz çölünde
yürüyorum, gecenin düğümlendiği yere
menzil ırak şimdilerde, yolculuk yakın
darbe ağır, yara derin gönülde
cenaze sularında yunuyor umutlarım
bugünlerde farklı esiyor kavak yelleri serde
ay çiçekleri hüzne çeviriyor yüzünü
bir matem kokusu taşıyor gecelerden
heykeller dikiyorum tunçlaşmış bekleyişlerden
bir şair resmediyorum sol göğsüne, dilimle
arzular kırbaçlanmış
zikzaklar çiziyor aklım dolambaçsız yollarda
bölündükçe büyüyor korkularım
üşüyorum

kafiyesiz aşk bu
dümen kırık, acılar fora
artık yazılmamış bir kaderdir rotam
kabir kokan dudaklarında
asılı kalmış yarınlar karanlık yıldızlara
keşişlemeden esince rüzgarlar
titriyorum gözlerine baktığımda
hislerim kıyam etmiş, ayakta
ne isyanlar yaşıyorum içimde, celali
bir tarafı eski, bir yüzü yeni
öksüzlerin “âh”ı yüklü sırtıma,
Felluce”nin figanı
vebali boynumdadır ölmüş kelebeklerin
bendedir soğuk gecelerin kavurduğu kaygılar
unuttum daha dün gördüğüm rüyaları
unutulmuşken görülmemiş rüyalarda
suçlusu benim karanlık gecelerin
acıktığımı hatırlıyorum aşka
ağıtları duyulduğunda doğmamış bebeklerin
açlığımı unutuyorum
bakidir susuzluğum sevda okyanusunda
yürüyorum, adı konulmamış belalara

kafiyesiz aşk bu
lirik bir yalan
çamurdan bir sevda
balçıktan zevk alan
çekiyor beni karabatak düşünceler
bilinmeyenin bilinmez bilgeliğine
zifafsız vuslatlar yaşıyorum, nikahsız ayrılıklar
mümteni hülyalar peşinde
boğuluyorum ter kokulu bir deryada
kepeklerim mahrem yerlerime merhem
sırtlanmışım dünyayı mehtapsız karanlıklarda
gidiyorum ölmüş gölgelerin izinden
can çekişen umutlarım heybemde
buruk bakıyor gözlerim azdıran güzelliğine
ayaklarım gamlı yürüyor bu ara
gamsız dolaşırken kanım damarlarımda
aksis mundi
yıkıldı gönlümün direği
düşmüyor dilimden isyan kokan dualar
tövbesiz günahlara dalıyorum sabaha kadar
Leyle-i Kadir’de
küçüldükçe büyüyorum gözümde
büyüdükçe küçülüyorum
aklım yorgun
yasaklar yorgan
vurgun yemişim en durgun sularda
en soğuk sularda kırka yükselmiş ateş
başlamış sayıklamalar
kışın…
temmuzda…
dökülüyor yapraklar…

kafiyesiz aşk bu
berzahta bir sual
düz yollarda yalpalayan bir sevda
biraz kör, biraz topal
kırık vuruyor notalara anılar
sarhoş olmuş makam-ı nihavent
yanık türkü dinlemekten
atığımdan beri aklımın pabuçlarını dama
çıplak gezinmekteyim Arnavut kaldırımlarında
peşindeyim her gördüğüm güzelin
derin bir kabus var Bosna sokaklarında
korkulu bir rüya
sıkışmış mengeneye tabirler
kurşun olmuş aydınlık, tutulmuş güneş
siyaha vurulmuşum beyaz lekelenince
içimde kekeme bir intizar
yelken açmışım şifasız yaralara
kanadı kırık inançlarım ısıtmıyor ruhumu
ne de sokak lambaları
uryan kalmışım pervane yalnızlığımda
vergisi fazla bu aşkın, diyeti ağır
yüreğim soğumuyor feryat cehenneminde
yanıyorum tam da üşüdüğüm yerde

kafiyesiz aşk bu
en karanlık sayfalarında tarihin
daha yakılmadan ateş
yazı icat edilmeden daha
zincirlemişim ruhumu deniz gözlerine
Kâlû Belâ’da
ismin dudaklarımda zikir
fikrim heyelan altında
zemheri bir ayazda susuyorum
“fırtına öncesi bir sukut bu”
mahşeri bir gürültü
unuttun mu? nadasa bıraktığım gün vuslatı, çoraktı yüreğin
yağmur duasına çıkmıştım ya hani..
hani kurban etmiştim ya kendi ellerimle kalbimi,
adağım sendin işte
senin için bağlamıştım çaputları iğde dallarına
sulamıştım nilüferleri
vuslat pınarında
yıkansın diyordum kor yürekler
heyhat! aksis mundi
sevgi yağmurlarından damıtılmış ateşlerde, donuyorum şimdi

kafiyesiz aşk bu
kifayetsiz bir sevda
eğiriyorum yumak olmuş karanlıkları
pusulasız kalmışım Araf’ta
dayanmış kapıma gece
nasır tutmuş bekleyişlerde hüzün
tek mevsim var zihnimde
bir parça kara kış, bir salkım yaz
hülasa sonbahar, hazan, güz
alaca bir sevda bu, alaca karanlıkta
birazcık gece, bir tutam gündüz
sözde ikramiye günü yarın bir busecik zamla
tarihi satın alacaktım yalanlardan
mecnuna aşk satacaktım pazarlıksız
yakamozlar altında
heyhat! aksis mundi
renklerimi kaybettim ararken ahengimi
rahmeti unuttu yağmur
gri bir lanet yağıyor şimdi
açmıyor eskisi gibi çiçekler
bazen “beden” oluyorum cennetten kovulan
İbrahim’e ateş, İsa’ya çarmıh
içimi gıdıklıyor şeytan
en zayıf yerlerimde arsız vesveseler
kalbim çivilenince aşka
kilitlenince zaman
kutsuyor beni vaftizci Yahya
kah kuyu oluyorum Yusuf’a, Kenan’da
miracım yarım
kah ikiye yarılıyor aklım
Akdeniz’de
Leyla’yı arıyorum şimdi Maria’yı kaybettiğim yerde
aksis mundi
sahi, bu aşkın redifi kimdi?

kafiyesiz aşk bu
sahici bir riya
eli kulağında bir ayrılık
vuslat uzlette artık
Eros sağır, Afrodit ama
bir veba havası var Olimpus’ta
şifa olmuyor yaralara şamanların dansı
aksis mundi, gün bu gün
umutlar yeşeriyor dağlarda
Tûr’u Musa’ya bıraktım dün, Zeytin’i İsa’ya
Atlantis’i arıyorum şimdi
yanımda gül kokulu bir yetim
göbeği kesiliyor alemin
bakir bir sevinç bu, tadılmamış bir haz
bağ bozumu ayrılıklar nöbette
ümitler beyaz bakıyor yasak meyvelere
Horasan’da, vakit hasat vakti
zevkleri sen topla diyorum, ıstırapları ben
Kabe’de ruh olayım
Akdeniz’de beden

kafiyesiz aşk bu
kurumuş bir papatya
su arıyor gönül kör kuyularda
bekçisi hani duyguların, zaptiyeleri nerde?
yaktım tüm anızlarını hislerimin
talan olmuş sevdaların peşinde
körkütük sarhoşluk bu
zonkluyor kasıklarımda en ayıp duygular
sıkıştırıyor göğsümü gölgesiz bir heyecan
girdap olmuş çekiyor beni derinliklere
kükredikçe kükrüyor kamçılanan arzular
Akdeniz’de
aksis mundi
Hermes’te kim
tercümanım İdris benim
lanetler okuyorum Ben-i İsrail’e, İsmail’in dilinden
bir cümle dolaşıyor hançeremde
dilimde öfkeli türküler
lodos, poyraz, alize
acı esiyor yeller acımaz dediğim yerleri acıtarak
buram buram yas kokuyor caddeler
sokakların en yakın arkadaşı ölüm
Beyt-i Lahim’de
tekbir, isyan, şehadet, küfür
fecir vakti fucûr
kan çekiliyor damarlarımdan hokkalara
kırmızı bir ayrılık bu, kırmızı bir dumur
Kerbelâyı kırmızı besteliyor nabzım
sol fa sol la
kanımda kardeş yarası
bir yanda oğlum bir yanda kızım
ağlıyorum
Maçin’de kaybettiğim kimliği, Akdeniz’de arıyorum şimdi
köprüleri yaktığımdan beri anılarımla
boşadığımdan beri hayallerimi
soruyorum
sahi, redifi kimdi bu aşkın?
nerede aksis mundi?

Asım YAPICI

* Aksis Mundi: ”Dünyanın direği” demektir. Özellikle Romen din tarihçisi M. Eliade tarafından kullanılan anlam içeriğine göre bu kavram, ”her inananın dünyanın merkezinde yaşama arzusunu” dile getirir. Esasen bu arzudan dolayı da farklı inançlar kendilerine göre farklı merkezler oluştururlar. İnanan insan dünyanın merkezinde yaşamak ve gök ile yer arasındaki bağlantının kurulduğu yerde bulunmak ister.

Hayal: Kültür-Sanat-Edebiyat Dergisi, Ekim-Kasım-Aralık 2005, Sayı: 15, s. 19-22. 

Aksis Mundi – Fon – indir | Alternatif

Go get Adobe Flash Player!

Popularity: 6% [?]

Sitem – Koray ARGUZ

23 Mayıs 2010 Yazan: Cevher

sitem

Sitem  (Herkezin Harcı Değildir Sevda)

Sensiz geçen yıllarıma katamadıysam seni ….
Günün ilk ışığla Umutlarıma serpiştirdim hayalini
Hatırlanıştırya her söylediğinde iki ezel ismini,

Hiçbir zaman kayıp olarak görmedim,
adını anarken saf ettiğim nefesimi,
aksine kazançtın sen hayatta inadina
tutunduğum bir dal gibi,
nasil bilebilirsin seni sende yitirmek
bir beni bana rağmen onca
umudun içine gömüp gitmek

Yakışmıyor bana bu kadar küçülmek
Yakışıyorsa yaşadığım sandığın bu yolda
Arkana bile bakmadan yürümek
Hangi Iklimde yaşarım, kaç düşümden kovarım seni,
nasil derim gözlerine silip sempatik ifadesini
nasıl unuturum yüreğime kızıl bir ok gibi saplanan
kimsesiz son sözlerini
yarım kalmış bir düet belli belirsiz bir çığlıksın şimdi
oda sıcaklığımda muhavaza edilecek kayıplarımdan birisin artık,
Tedbiri Aşktan alınmış intihar etiket aldanışlarımda kaldırıyorum baş uçumdan
Karanlığin ritimsiz geçtiğim bir flötün delik deşik
Kalbiğım şuan bu yüzden geceden büyük gözleriğle
geceyi seyreden bir çocuğun kırılması muhtemen düşüyüm
kalbim taşımayacak kadar agırlaştığında biri gelsede çalıp götürse dolandım

Işte bu yüzden sırf bu yüzden yaşlandım düşün bekleme salonunda
Ne kadar zorlansamda direltim büyüdüm
Çünkü aşkın kafasına dayayıp tetigi çektiğinde kilit etti hayat
Böyle öğretilmemişti bize yaşamak, kırmak incitmek
Ve yarım birakmak böyle öğretilmemişti bize
Cefaysa yaşanması gerekenin adı bilirsin bu yürek
Onu zevkle çeker

Bu satırlarda sana ince bir sitem olsun
KENDINE KENDI YÜREĞINE IYI BAK….

Herkezin Harcı Değildir Sevda…

Koray ARGUZ

Koray ARGUZ – Sitem – indir | Alternatif

Go get Adobe Flash Player!

Popularity: 7% [?]

Gözün Aydın – İhsan TURHAN

16 Mayıs 2010 Yazan: yaramazsair

Gözün aydın

Gözün Aydın

Eyvallah haklıymışsın doğruladım ben seni

“Rüya gördün” diyordun uyandım gözün aydın

Karanlık kaybedermiş içine her gireni

Bir veda siyahına boyandım gözün aydın

İtaat ettim artık söylediğin her söze

“Arın benden” diyordun arındım gözün aydın

Mecnunluğu bırakıp aşk-ı inkâr bir yüze

Bilerek isteyerek büründüm gözün aydın

Düşününce çok garip, sana “nefesim” derken

“Büyütme” diyordun ya küçüldü gözün aydın

Ardına bakmayınca bırakıp da giderken

Bu aşk düştü gözümden alçaldı gözün aydın

Gece gündüz ben seni düşünüp yaşatmaktan

“Düşünme” deyişinle vazgeçtim gözün aydın

Ki vazgeçtim dilimi adınla kuşatmaktan

Bir daha anmamaya ant içtim gözün aydın

Gerçeğin ta kendisi yaptığım bu itiraf

“Bekleme” deyişini duydum ben gözün aydın

Mekânım olsa Araf hatta yansa her taraf

Nefret denen şeytana uydum ben gözün aydın

Elimden almadığın o gülün soluşuna

“Ağlama” diyordun ya bak güldüm gözün aydın

İnanmazdım ben amma, uzakta oluşuna

Sevinçten şafak şafak söküldüm gözün aydın

Bu şiirle kapandı şairin sen sayfası

“Yazma beni” diyordun bu sondu gözün aydın

“Sözlerinde” boğuldu aşkın duygu tayfası

Her birine Azrail dokundu gözün aydın

Tüm dillerde salâsı okundu gözün aydın

İhsan TURHAN

İhsan TURHAN – Gözün Aydın – İndir
  ~ 
Alternatif

Go get Adobe Flash Player!

Popularity: 6% [?]

Güzel Gözlüm – Hüseyin KARTAL

14 Mayıs 2010 Yazan: Cevher

Güzel Gözlüm

Önce emeklerini sonra ekmeklerini çaldılar insanların
Daha sonrada sevgilerini
Denizi kirlettiler, yeşili bitirdiler, doğayı katlettiler
Edebiyatı vurdular ve şehir intihar etti
Yetmedi
Kirli ellerini kutsala uzattılar
Temiz olan her şeyi kirlettiler
Kirletilmedik yer kalmadı doğada
En son yüreklerini saklayarak insanlar aşkı kurtardılar
Emekçilerin emeklerini hiçe sayıp,
Alınterlerinden vurdular ilk
Ve doğru ve güneş ve duygular
Ve insanlık kirletildi birbir
Ama olsun güzel gözlüm
Bakma akbabaların leşkargaların kutsalıma saldırdıklarına
Kutsallarım temiz kutsallarım yoz değil
Yüreğim kaldı bir tek kirletilmedik
Birde tutuklanamayan sevdalarım

Hüseyin KARTAL – Güzel Gözlüm | Alternatif

Go get Adobe Flash Player!

Popularity: 5% [?]

Tahta Salıncakta Bıraktım Ömrün Kalanını – Zeynep DİLYARE

13 Mayıs 2010 Yazan: Cevher

Tahta Salıncakta Bıraktım Ömrün Kalanını

Tahta Salıncakta Bıraktım Ömrün Kalanını

Tahta salıncakta sallıyorum geçmişimi Anneanne;sarsılıyorum.
Kaç güz birikmiş öykümde,sayamıyorum.
Mumlar eritmiş yüreğimle geldim;elimde bir demet çiçek,hani senin verdiğin…
Hem çiçeklerin konuşuyor Anneanne!
Senin tek tek seçtiğin güzîdelerin,isimlerini söylüyorlar bana.
Gül,”gözyaşı” diyor adına;lâle,”hasret”;karanfil,”gece”;zambak,”gurbet ”…
Bu çiçekler isim değiştirmiş elimde!
Sızım sızım kalmış hâtıraları.

Avlu çiçekleri en çok toprağında mutlu,öğrendim bunu…
Ya o erik ağacı,fısıldar mı mâsumluğumu?
Elimde küçük süpürgeyle kalakaldım ortada.
Görmeyeli dillenmiş her zerre ve üstelik ellerim de büyümüş ve kezâ aynadaki sûretim de…
Köşe bucak aradım dedemin siyah taşını,bulamadım.
Bulamadıkça ısınamadım Anneanne!
Soğuk suyunda yüzünü yıkadım rûhumun,arttı soğukluğum.
Mevsim hep kış ve dizlere kadar kar…
Oysa,yazı da vardı çocukluğumun!
Çiçekleri hatırlamıyorum o kar soğuğunda.Masal gibiydi dedem,hayâtıma girdi ve gitti…
Söylediği son gazeldi…
Üşüttüm içimi…

Yaz ve bahar…Dur durak bilmezdin!
Güz ve kış… Mevsim dinlemezdin!
En çok da miskinliği sevmezdin.
Herkesin yapacağı işi olurdu mutlaka…

İşte yine bayram…Geliyorum Anneanne!
Düşümde büyütüp büyüyememişliğimi, bahçenin mis kokusuna bırakıyorum kalbimi…
Varsın ayaza gelsin bayramlar bundan böyle.
Anılar defterinde dipnotumuz olsun yazlar…
Ve o büyük portalar…
Kendimi önemli hissettiğim kocaman tahta kapı,gıcırtısıyla merhaba diyor bana ve koşuyorum son hız ömrümün düş evine…
Düşüveriyorum da,yaralarım kanıyor dizlerimde.
Portaların gizemi hâlâ gülüşlerimde.
Düşe kalka geldim Anneanne;
Çocukluğumun çok bilmiş dilliliğiyle değilse de,lâl oldum da geldim.

Yine çok kalamayacağız.Bitmeyen işlerimiz var evde…
Ben ise,senin evinin gizinde bir tek enstantenedeyim.
Kilitliyim esrârına tavan arasının;yeni yeni süpürgelerden başka neler konur acaba?
Sen yine harıl harıl…Kolay gelsin Anneanne!
Öyle ya, kırkyama seccâdelerinde rûhunu yamalıyorsun ilâhî buluşma gününe!
Benimki lâcivert ve boyuma göre…
Niye lâcivert diye sormamışım hiç,almışım elime öylece…
Şimdilerde,senin kırkyama parçaların gibi kareler biriktiriyorum ömrümde rengârenk.
Zemin,hâlâ lâcivert…
Sâhi,tılsımı neydi lâcivertin?

Gün,koyulaşıyor anılar şehrimde…
İçime hüzün bulaşıyor Anneanne!
Koşuyorum incir ağacı altından son hızla.
Koyulanıyor, kıvâma eriyor rengim.
Gecede demleniyor sessizliğim…

Bir bakraç eriğin hayâlinde sallanıyorum salıncakta…
Bize en güzel ikrâmın,tahta salıncağın ve çiçeklerindi…
Yıllar sonra ise,asıl ikrâmın küçük gözlerinde ışıl ışıl mütebessimliğinin olduğunu haykıracakmışım meğerse!
Yok,Anneane; sus geçekleri!…
Acılar gerçek ve gerçekler acıladı içimi…
Sus gerçekleri Anneanne!

Ben,düşlerimde yine o küçük kız,yine aynı gül kokulu bahçe ve erik ağacımı büyütüyorum…
Süpürüyorum küçük ellerime yaraşır küçük süpürgeyle kapı önlerini ve sallıyorum salıncağımda yârelenmemiş c/ismimi…
Yaşamak çekiliyor içimden,sus gerçekleri!..
Hem üzülme sen de;gül bahçendeki gübre kokuları,besler belki çiçeklerinin geniş zamandan silinemeyecek râyihalarını.
Hem evin..gençliğin..gelinliğin..dört mâsumu cennete gönderişin..
ve refîk-i hayâtın ve hâtıraların harâbeye dönse de,harap etme kalbini!
Kırıla kırıla onarılacağız Anneanne;
mis kokulu avlun içimizde…
Gerçek çekilsin de,biz gönlümüzde yeşertelim verdâlarını aşkın!..
Âh Anneanne! Kim bilir nelere akmada göz pınarların?
İnsan,susamaz ki içine! Susturamaz sızılarını…

Ve ben,küçümenliğimle muntazır kaldım ırmak gibi akışında leyl ü nehârın.
Hep o tahta salıncakta bıraktım ömrün kalanını…

Zeynep DİLYARE

Tolga KARADAĞ – Tahta Salıncakta Bıraktım Ömrün Kalanını – Zeynep DİLYARE – indir | Alternatif

Go get Adobe Flash Player!

Popularity: 6% [?]

Geri Gelen Mektup – Hüseyin Nihal ATSIZ

05 Mayıs 2010 Yazan: yaramazsair

Geri Gelen Mektup

Geri Gelen Mektup

Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden?
Bilmem bu yanardağ ne biçim korla tutuştu?
Pervane olan kendini gizler mi hiç alevden?
Sen istedin ondan bu gönül zorla tutuştu.

Gün, senden ışık alsa da bir renge bürünse;
Ay, secde edip çehrene, yerlerde sürünse;
Herşey silinip kayboluyorken nazarımdan,
Yalnız o yeşil gözlerinin nuru görünse…

Ey sen ki kül ettin beni onmaz yakışınla,
Ey sen ki gönüller tutuşur her bakışınla!
Hançer gibi keskin ve çiçekler gibi ince
Çehren bana uğrunda ölüm hazzı verince
Gönlümdeki azgın devi rüzgarlara attım;
Gözlerle günah işlemenin zevkini tattım.
Gözler ki birer parçasıdır sende İlahın,
Gözler ki senin en katı zulmün ve silahın,
Vur şanlı silahınla gönül mülkü düzelsin;
Sen öldürüyorken de vururken de güzelsin!

Bir başka füsun fışkırıyor sanki yüzünden,
Bir yüz ki yapılmış dişi kaplanla hüzünden…
Hasret sana ey yirmi yılın taze baharı,
Vaslınla da dinmez yine bağrıdaki ağrı.
Dinmez! Gönülün, tapmanın, aşkın sesidir bu!
Dinmez! Ebedi özleyişin bestesidir bu!
Hasret çekerek uğruna ölmek de kolaydı,
Görmek seni ukbadan eğer mümkün olaydı.

Dünyayı boğup mahşere döndürse denizler,
Tek bendeki volkanları söndürse denizler!
Hala yaşıyor gizlenerek ruhuma ‘Kaabil’
İmkanı bulunsaydı bütün ömre mukabil
Sırretmeye elden seni bir perde olurdum.
Toprak gibi her çiğnediğin yerde olurdum.

Mehtaplı yüzün Tanrı’yı kıskandırıyordur.
En hisli şiirden de örülmez bu güzellik.
Yaklaşması güç, senden uzaklaşması zordur;
Kalbin işidir, gözle görülmez bu güzellik…

Hüseyin Nihal ATSIZ

Hüseyin Nihal ATSIZ – Geri Gelen Mektup – Emre İndir | Alternatif

Go get Adobe Flash Player!

Popularity: 3% [?]

Darağacına Tebessüm – Abdulbaki KÖMÜR

19 Mart 2010 Yazan: Cevher

 Darağıcına Tebessüm

Darağacına Tebessüm

Alın çizgilerime konan acı tebessüm
Bir sigara zamanı belki son sefam olur
Hayat denen defteri yaprak yaprak tükettim
Sallanırken vücudum ipte son sayfam olur..

Güneş titrek tenime vurmayacak bir daha
Selam söyleyin benden sonra doğan sabaha
Hoşcakal çiğ tanesi, hoşcakal gül ağacı
Varlığım an misali zaman son sehpam olur..

Buharlaşan terimi kurutma seher yeli
Kırılsın kalbimdeki korkularin bam teli
Karanlık okşar durur, üşüyen ellerimi
Kimbilir kaç mahkuma, bu bir son selam olur..

Kızarmakta dağları, gökten ayıran çizgi
Hızlanmakta nabzımın vakte direnen ritmi
Minareden süzülür, göğü saran bir ezgi
Ruhu teslim töreni anladım sâlâm olur..

Yarım kaldı duvara çizdiğim bir kelebek
Yetim çocuklar gibi penceremdeki çiçek
Yokluğumda kimbilir ona kim su verecek
Gözyaşımı saklayın onu son sormam olur..

Boynum urgan içinde, zonklamakta şakağım
Zemin kaydı altımdan sallanmakta ayağım
Ah annem neredesin? nerde sıcak kucağın?
Sanırdımki gelirsin… belki son sarmam olur..

İndirdi kirpiklerim çelikten kepengini
Siliverdi gözlerim göğün yedi rengini
Ve nihayet kaybettim sözlerin ahengini
Bu “sus” darağacında artık son susmam olur..

Ve kütükten adımı bir el sessiz silecek
Mezarlık cesedimi sabırsız bekleyecek
Bilirim dünya benden sonra yine dönecek
Sıradan bir merasim toprak son sılam olur..

Uçun kuşlar uzağa geri dönmemesine
Kanadınıza sarın en son nefesimide
Varın mavi göklerden o bahar ülkesine
Sizi vuslatta bilmek belki son sevdam olur..

Abdulbaki KÖMÜR

Darağacına Tebessüm – Abdulbaki Kömür – indir | Alternatif

Go get Adobe Flash Player!

Popularity: 2% [?]

Page 1 of 6123456


Bu site tamamen amatör bir site olup kesinlikle hiç bir ticari amaç gütmemektedir.
Buradaki yazı ve şiirlerin bütün hakları, yazarlarına ait olup sahibi istemediği takdirde derhal yayından kaldırılacaktır.
Kaynak belirterek alıntı yapabilirsiniz.
Tarım ve köy işleri bakanlığınca onaylanmış uyku hapı olan yeşil-ex sizi mışıl mışıl uyutur.

| Ana Sayfa | İzyad | İHH | Fon Müzikleri | Bedirhan Gökçe | Kahraman Tazeoğlu | Siir Fm | Bedirhan Gökçe Şiirleri | Kahraman Tazeoğlu Şiirleri | Sitemap |

PageRank-TR.com

Copyright © 2007 - 2010 SiirFm.COM. Designed By Cevher