Google Gönülden Süzülenler/2 – İsmail SARIGENE

03 Şubat 2011 Yazan: Cevher

Gönülden Süzülenler/2

Bir çocuğun oyuncağına bakmasındaki mutluluğun ötesinde sevdim seni. Kavgasız olmazdı özlem. Sensizlikte danışıklı kör bir dövüşe vurdum kendimi. Yine ve her defasında sağ kroşeden bir yumruk yese de ben sol yanıma işlediğim sevdanla ayaklandım. Bak hala dimdik hala senin özleminde sana nefes almaktayım.
*
Bir ekin tarlasındayım. Uçsuz bucaksız sarı başakların arasında seni görüyorum beyaz gelinliğinle. Kucağında Elif, gözlerinde ben, nefesinde bir can, damarlarında bir umut ve ayaklarının altında yemyeşil mutluluk. Sonra rüya mı diye soruyorum kendime. Yok yok aldığım nefes kadar gerçek, soluduğum hava kadar hayat dolu. Gerçeğin ta kendisinde bana rüyalarımı gerçeğe dönüştüren kadına kocaman bir eyvallah.
*
Kırık camlarıma bakıp bakıp utanmadan sıkılmadan giren ayaza bilediğim bıçağın yüzünü doğruldum özlemine. Biliyorum yarın Pazar. Yine seni dün gibi özleyeceğim. Demli bir çayın içine attığım şeker gibi saçlarını rüzgarın estiği yöne taramayı özeneceğim. Sonra da yakın gözlüğümü takıp özenle okuduğum gazetelerin pazar ekleri gibi senli zamanlarımın manşetleri hatırlayacağım. Kara bulutların ardından doğan güneşe sevinir gibi senin tarafından sevilmenin onuruna bir eyvallah daha bırakıp rastgele gülümseyeceğim mahallemizde soğul havaya top oynayan çocuklara.
*
Bir dostun ninesinin cenazesindeydim bugün. Üzgün bakışların gözyaşına esir olduğu dört duvar arasındaydı nefesim. Bıçak gibi soğuk bir güne yataklık ediyordu musallaya yatırılan meftune. O sessiz bizler ise sesli bir şekilde vedalaştık. Sonra da omuzladık acılarını bu dünyadan göçüşünü. Sonra da toprağa bir beyaz gelin daha taşıdık ellerimizdeki küreğin hızlı akışıyla. Yemyeşil bir bahçenin içinde açan bir gelincik edasıyla süzüldü, kanatlandı ve toprağa gülümsedi. Sonra da bize el salladı. O ölmemişti. Sadece toprağı çok seviyordu ve beyazı da..Bir gelincikti o..Bir duanın içinde açan çicek gibi gülümsedi yüzümüzü bıçak gibi kesen soğuğa nispet yapar gibi
*
Mavi pervazlı bir pencere, beyaz badanalı bir ev. Bir urba mutluluk bir mintan huzur ve sen. Umut bulduğum ve mutluluk duyduğum bir hayatta senden başka ne ister ki bu gönül..
*
Dar ve hüzün sinmiş bir ara odanın yalnızlığa yatırılmış hüviyetinden sıyrıl ey çocuk. Gözlerini mutluluklardan kaçırıp kaçırıp korkuya teslim etme içindeki devasa düşleri. Ayaklarının çıplaklığına, elbiselerine sinmiş fakirliğe, yüzünde yoksul kalmış umuda bakıp bakıp acının yataklığına soyundurma. Sen mutluluğunun çocukluk halisin. Umuda ve sevdaya büyüyeceksin çocuk.
*
Utangaç bakışların arasında sakladığın umutlarını acıya satma sakın. Hüzün baz ve işvebaz sancılarına inat sen sakın vazgeçme kendinden. Aldırma zorluklara, boyun eğme karanlıklara. Bir filizsin sen. Bazen kar, boran yiyeceksin lakin toprağına sımsıkı sarıl. Rüzgar esiyor diye eğme başını sakın. Gün gelecek büyüyecek meyva verecek ve hayata gülümseyeceksin.
*
Sırtına onca acıyı yüklenip hangi gözyaşına bir avuç toprak aramaktasın ey yar. Gözlerindeki ışığı kapatıp perdeleri hüzne perdelemekle gözlerinin hayat rengini değiştirebilir misin. Yok ey yâr, kurşuna metelik satsa da umutlarım seni acıya gelin vermeyeceğim. Yok ey hayat, yokluğa hasretini iliştirse de acılarım seni ölüme yendirmeyeceğim. İzin vermeyeceğim. Söz veriyorum sevgili.
*
Dört duvar bir pencerelik ömründe acıya yarenlik ettirmeyeceğim seni. Kapıların ardına kadar kapalı olduğuna inandırma kendini. Bir anahtar deliğinden görebileceğin Cennetin ta kendisisin sen. Gülümsediğin, nefes aldığın sürece benimsin.
*
Yüzlerine bir Cennet kaygısı düşmemiş, oyuncakların bedenlerinde duygusuz ve plastik algılanmadığı bir çocuğun yüzündeki düşlerin sıcaklığı gibi seviyorum seni sevgili.Üç beş kuruşun hala bir işe yarayıp yaşlı bir teyzenin kapanan elektriğinin açılması karşısında yüzünde açtığı baharların tazeliğinde seviyorum seni ey yar..
*
Sırtımızı hüzünbaz duvarlara verip arkamıza bir kapının anahtar deliğinden tezahür eden Cenneti alıp okuyoruz hayat mecmuasını. Bazen sen nihavent sesinle eşlik ediyorsun mutluluk solosuna bazen ben gözlerimi kapatıp bir şeyler dökülüyorum satır aralarına. Bilirsin ben metni bir şiiri okuyamam. Heyecan başlar, harfleri yutar, tonlamaları es geçerim. Hayatın acıdan alıntılanmış satırlarını hızlı okuyup mutlulukları ve umutları yavaş yavaş sindire sindire yaşamak sevgili.
*
Bir dilim umuda tutun hayatın acıya yoğrulmuş yanında. Kendine kendinden bir emanet ayır. Boşa çekilir zannettiğin çabaların sessiz duvarlardan yüzüne vurmasına aldırma sen. Bir küçük çocuğun oyununun en güzel anında annesinin seslenmesini umursamadığı gibi sende acıya tek bir zırnık verme. Ergenlik çağına ulaşmış bir çocuğun akşam saatinde çıkarda gezmesi gibi gönlünün özgürlüğüne bir kanat takıver ve bir defa da kendin için gülümse doyasıya.
*
Daha oyunum bitmedi. Çağırma beni anne. Zaman dolmadı daha. Şehrin serkeş sokaklarında başı boş gezmek istiyorum öylece sonra da sana telefon edip seninle aynı dönüş yolunda yürümek. Islanmanı gördükçe kollarımı kanatlarımı bir şemşiye niyetine kullanmak.
*
Koca bir şehrin içinde bensiz sokakları aşındırır iken unuttuğun ve unuttuğunu hatırladığın ne varsa bırak. Bir çocuğun utangaç bakışların arasında yeşerttim yüreğini. Çilingir gerekmez umuda ve mutluluğa giden yollarda sana. Bir özgürlük dile kendine. Hiçbir şey ulaşılmaz değil sevgili. Bu çocukların gülüşlerini gibi gülümse bağışla ne olur. Dayan ve sabret..Elbette adlarımız mutluluğa erişecek.
*
Yalın ayak çocukluğumun gökyüzüne bağladığım rengarenk balonlarımla görürsen beni, sakın koşma sevgili. Yorgun düşmesin yüreğin. Kahve telveli hüznünü kapatıp umut dolu nefesinle gel yanıma. Elifin canına bir can kat da yıldızlara konuk olsun mavi bilyeli düşlerimiz.
*
Kıyıya vurmuş bir tekneden farksız mı görürsün kendini. Boşluğa zincirlemiş bi yürek mi düşünürsün ey sevgili. Kendinden yüreğini el çektirip siyaha teslim etme kendini. Kaldır gözlerini maviye. Uğrayacağın o kadar yer var ki..Her bir toprak parçasına yüreğinden bir bahçeyi hediye eyle sevgili. Her bir maviye uçsuz bucaksın bir Cennet köşesi gözlerinin kenarlıklarından. Hadi ey sevgili.Kalk artık siyahın çıkmazlarına. Gökyüzü kanatlarını açmış ve mavi deniz seni beklemekte. Yürek teknenin bir cebine umudu diğer ceplerine mutluluğu doldurup ta bir gün uğra bozkır tepelerime.
*
Dar yollardan geçmekte hayatla olan sınavın. Yorgun nefesine bakıp bakıp kendini günaha boyama.Nerde yoruldun, orada çağır beni kendine. Sırtlanayım seni, geçmişini, geleceğini. Yol vermese de yollar, daraldıkça nefesin dayan omuzlarıma. Sancılansa da yüreğin kapat gözbebeklerini. Tazelensin yorgun bakışların gözbebeklerimde.
*
Maviyedir benim sürgünlüğüm. Yeni yetme bir çocuğun donsuz mahalle ortalarında gezmesi gibi özgür yüreğimin tek arzusudur bir deniz kentinde ölmek..Kırsallığımı soyundum da maviliği giyindim velhasıl. Gayri deniz tutmaz beni..
*
Kıyaya vurmuş iki mavi tekneyiz işte. İki ömre yazılmış tek büyük sevdaya kazınmış adlarımız. Bulutlar öbek öbek dizilmiş üzerimize. Deniz ayak ucumuzda. Gel- git sırdaşımız olmuş yaşanmışlıkların. Yaşayamadıklarımızı ise bir iskelenin bekleme salonuna bırakmak. Aldığımız her bilette tekrar hatırlamak. Martı sesleriyle vapur seslerini iç cebime zulalayıp sesinin içine saklamak çocukluğumu. Mor bi tesbihle başlarken senli özlemin sabrına, bir kum saatinden bırakmalı zamanı ve de avuçlarımda saklı duran iki deniz kabuğu..Ve nefesimde SEN.
*
Çatısız bir evimiz olmalı. Gökyüzüne yakın. Yıldızlardan olmalı pencerelerimizin pervazı. Gözlerinin sıcaklığıyla ısınmalı camların buğulu yanı. Kapımız hep mutluluğa aralanmalı. Pencerelerimizden hep umuda açılmalı sevgili. Kayalıklardan sonra mavi deniz gelmeli. Ve denize inerken yeşil ağaç gölgeleri bize eşlik etmeli. Kaya gibi sert durmalıyız acıya ve mutluluklarımız mavi deniz gibi derin olmalı..
*
Denize kıyısı bir köye uzanmalı yüreklerimiz. Çırılçıplak ayaklarımızla yürümek maviye. Islandıkça, gözlerimizin güneşinde kurutmak. Sonra da rüzgarlı bi tepeden izlemek yük gemilerini. Ve kutu kutu çikolataları dağıtmak sir yüzlü çocuklara. Ve onların sevinçlerinden mutluluklar kurmak hasretimizin duvarlarına.
*
Bir gün doğumu daha. Karanlıkta üstü kalmış yüreğini güneşle örttüm. Sen kalkmadan tüm ceylanları emzirdim, tüm su yollarını arklara kavuşturdum.Uykularından uyandırıp tüm gülleri sana vardım sevgili. Kulağına " seni seviyorum " cümlesini fısıldayıp perdelerine bırakmak şehrinin gündüzünü. O mahrur gözlerine binlerce şiiri emanet edip seni senin şehrinde sevmeye devam etmek sevgili.
*
Tahtadan bir bank. Üzerimize serilmiş gökyüzü ve onlarca yıldız, ayaklarımızın altına dizilmiş mavi bir deniz. Bir de kuru bi ağaç sevdamıza tanık. Sustuklarımızdan binlerce harf bağışlıyoruz sevda lugatine. Konuştukça kuru bir ağacın köklerine sarılıyoruz. Geceye yıldız oluyor, yıldızlara yarenlik ediyoruz sevgili..Seninle ayaklarımızı uzatmak mavi denize. Geceyi sabaha devirmek öylece..Ve gözlerimizde doğurmak güneşi karanlıktan.
*
Gök gürültüsünden mi korkarsın sevgili. Sesimi sakladım bulutların içinden. Özlemini giyinmişler. Avazı çıktığı kadar seni sana anlatıyorlar ey yar. Hem karanlığımı sesimle aydınlatıyorum sevgili. Katransı bir geceyi sana yoruyorum. Yürüyen gemilere yüklüyorum hasretinin devasa büyüklüğünü. Kavuşmamıza atfedilmiş binlerce şiir var gökyüzünün eteklerinde. Sakın korkma sevgili. Çığlık çığlığa ben düşüyorum gözlerine.
*
Sana geldiğim yolları şahit tuttum sevdama. Bulut bulut özledim seni. Toz toprak çiçek dal ne varsa yüklendim sana gelirken sevgili. Uzadıkça mesafeler ben daha da yakınlaştım sana. Yanında olamamanın acısını/ boşluğunu, özleminin büyüklüğü ile kapattım. Çıkan her yol ve varış yeri yüreğin olan her bilet varlığına hediye edilmiş bir Cennet bahçesiydi sevgili.
*

Çıplak bir kentin üzerine acıyı giydirmeye çalışma sevgili. Ellerinden geçmeyen göç yollarını bekleme. Kalabalıklara bakıp bakıp yorma gözlerini. Dudaklarının iki yakasında kurabildiğin en büyük bahçede bir kelime kök ver. Açsın harflerin alabildiğine. Islaklığına aldırma gözbebeklerinin. Tozlu ve kısır topraklarımın suyudur ıslak kirpiklerinden akan nehirlerin.
*
Yalın ayak kalmış bir zaman devrilmiş bavullarının üstüne. Tozlu sandığın her bir köşeye kendimi siyah beyaz bir çerçevelemeye yeltendikçe sen yüzünü bana döndür sevgili. Tahta bir arabadan öte geçmeyen çocukluğumun yaşanmamışlıklarından say gönlümün senli tenhalığını. Yollarımız bir kavşakta buluşamasa da istikametimiz sevdadır sevgili. Aynı bardaktan su içmeyi nasiplendiremesek te aynı yola vurur ayaklarımız birbirinden habersiz.
*
Gökyüzüne yüzüne karanlığı çalmak üzere. Sesimle refakat edeyim eve dönüş yollarına. Topuklu ayakkabılarının sesini bürünürüm iç cebime. Zulalanmış ne varsa içimde duvağına ilmeklerim kokumu. Tenimden bir teni koynuna bağışlayıp dil altı haplarına saklarım kendimi. İfşa etmem içine sakladığım beni.
*
Alabildiğine hayat olurken gözlerin, hangi ufka çizsem gözlerinin hayat yanını. Boşluk ararken karanlık, ben yüzüne vurmuş aydınlıkta hangi bir kentin gölge çocukluğunu alnı ortasından öpeyim. Sen diye hangi ceylanın uykularını uyandırayım sesli şiirlerimden. El yazımla yazılmış ıslak mektuplarımı hangi buluta fısıldayayım da hangi susku çölüne sığlığım bir fincan katre olsun. Kana kana içilsin damarımda taşıdığım sevda yanığı.
*
Kaya gibi sert acılarının kenarına gözyaşlarımı vurdum. Eğildim boylu boyunca / eğdirdim bulutları eteklerine. İki yanı dağlarla örülü yüreğinin ortasına bir şiir kurdum kafiyelerden ayıklanmış. Saçlarının gökyüzüne en yakın yerine bir salıncak kurdum serbest şiirlerimin senli sesinden. Hayatının senli tenhalığına adımın harflerinden bir kalabalık bıraktım. Acının en katıksız yerinde beni sancılarına bağışla diye..
*
Gözlerimin ufkuna vur gözlerini. Yüreğinin yeşil bahçelerinden esinlendiğim bir ayçiceği tarlasına döndür yüzünün aydınlığı. Parmak uçlarınından sarkıt gövdenin rengarenk balonlarını. Bir Cumartesi günü bir kargo paketine sığdırılmış mavi bilyelerimi eteklerinden sal yüreğimin ayçiceği tarlasına. Alabildiğine hayat, alabildiğine sevda olmuşken yüreğin, dudaklarımda adından başka hiçbir kelimeye nüfuz etmesin.
*
Hangi sureti giyinirsen giyin ey hayat, beni sevdanın yollarından alı koyamazsın. Karları yığ yollarıma, fırtınalara gebe bırakan denizi. Geçilmez dağları yor ayaklarımın dibine. Beni sevgiliye götüren yollardan vazgeçiremezsin. Rüzgar olur sevdanın nefesine nefes olur bu garip ten.
*
Hangi duvara astın da acılarını, bu kadar siyaha çalındı yüzün. Peçelediğin yüreğini, cesedini cesedine kefenlediğin ellerini hangi sözün temize çıkarır ki sevgili. Kendinden bile gizlediğin kiralık katillere teslim etme. Asma kendini kendi ipine. Ayak ucuna boş akıtıp zebil olan nehirlerin hakkını sorarım sana. Sen mutluluksun sevgili. Umuda açılmış ve sevdaya yakılmış en büyük duasın. Farkında mısın sevgili içinde sakladıklarının ?
*
Sevdamıza tanık binlerce rengarenk balonlar getirdim. Hafiften yağmur düşerken uzaklığımıza, acılarımıza bir şemşiye ile değil sevdamızla göğüs gerdik değil mi sevgili.Birazdan dilimizden düşürmediğimiz şarkı çalınan radyoda. Hadi sesini aç yüreğinin de, dolayım nefesinin hayat gözeneklerine. Saçlarını da çöz de sevgili, yıldızları öreyim köklerine..Elif elinde rengarenk balonlarıyla beklerken, sevdanın uzaklığına aldırış etme.

İsmail SARIGENE

Cafe Mimoza – Yağmuru Beklerken – Aynı Hikaye – indir | Alternatif

ŞiirFM arşivindeki tüm şiirleri, fon müzikleri dinlemek ve indirmek (download) için tıklayınız.

. . .

Degerli yorumlarinizi bekliyoruz..

You must be logged in to post a comment.


Tüm Tv Yedek Parçalarını Tv Yedek Parça MerkeziLcd Tv, Led Tv, Plazma Tv, Yedek Parçalarını Stoktan, Aynı Gün Kargo İle Tedarik Edebileceğiniz Online Satış Sitesi.

Siir Fm | Fon Müzikleri | Bedirhan Gökçe | Kahraman Tazeoğlu | Şiir BUL | Sitemap
Copyright © 2007 - 2019 SiirFm.COM