Google Kral Fm – Online

19 Mart 2010 Yazan: Cevher

 Hafta içi her gün saat 23.00 – 01.00 arası “Bedirhan GÖKÇE” ile “Üçüncü Sayfa Şiir Proğramı”

01.00 – 04.00 arasında ise "Kahraman TAZEOĞLU” ile "Mavi Ada Programı”nı online olarak buradan dinleyebilirsiniz.

 Kral FM – Canlı Dinle

 Kral Fm burdan dinleyebilirsiniz       kral fm       Kral Fm burdan dinleyebilirsiniz

   KraL Fm Programcıları ( BEDİRHAN GÖKÇE )

BEDİRHAN GÖKÇE

 Ali ULURASBA’nın kaleminden; 6. HİS VE 21 MART Ya da Bedirhan Gökçe’nin Özü-Geçmişi Herkesin hayatında tesadüfler vardır. Herkesin hayatında tevafuklar da vardır… Kimi tesadüflere sarılır, kimisi de tevafuklara… Kiminin yolu tesadüflerden geçerken suskun bir geçmiş bırakır ardında; kimi ise tevafuklardan geçerken çığlıklar… Bazen suskunluk çığlık olur, bazen çığlık suskunluk…

Ama insan çığlığıyla da, suskunluğuyla da nedense hep ‘insan’ olarak anılır.İnsan…

Hayat da böyle değil midir?

İkisinin de sustuğu yerde bir öz geçmiş çıkar ortaya. Oysa en öz geçmiş insanın mezar taşına yazılandır…

Doğum: Şu tarih…

Ölüm: Şu tarih…

Ruhuna Fatiha…

Bir Fatiha okur, geçer gidersiniz hiçbir zaman sımsıcak gelmeyen ama oldukça sıcak ve bir sonu haykıran mezar taşlarının yanından…

Oysa insanın üvey olan çok şeyi vardır ama nedense bir üvey geçmişi yoktur. Geçmiş, özdür ve sadece insana aittir.

Ölümü gibi insanın yaşamı da özdür ve düşündükçe, inandıkça kabuklar yavaş yavaş bir zar gibi soyularak özün özüne ulaşırsınız.

İnanır mısınız bilmem, aslında insanın öz geçmişi, yine insanın geleceğine dönük ışıltılı tılsımlar taşır.

Ama bunu ne öz geçmişe sahip olan insan algılayabilir, ne de bu öz geçmişi okuyan… Çünkü genel hatlarıyla insanın kendisini anlattığı birkaç satırlık yıllar ve yıllar içinde gerçekçi olduğu kadar gizemli derinlikler içerir o satırlar.

Oysa O’na sorsanız, şu gün, şurada doğmuşum, şuralıyım, şu şu okulları bitirdim, bir de şunu yaptım, der geçer. Üzerinde durmaz. Durmak istemez. Zira hani dedim ya, geçen yıllar, her insan gibi O’nda da, O’nunla birlikte yaşayacak yaralar açmıştır.

Aslına bakarsanız herkesin özgeçmişi biraz yaralıdır ve nedense herkes, özgeçmişini yazarken, gelip gelip acılara takılacağını bildiği için pek üzerine düşmez, düşmek istemez.

Ama biri bu öz geçmişi merak eder. Azıcık araştırır ve yazar.

Her ne kadar O, Yani Bedirhan Gökçe bütün alçak gönüllüğü ve kendinden bahsedilmesini sevmemesine rağmen.

Biri yazar:

Der ki, O, öz geçmişe değil, öz bir geleceğe talip! Burada özden kasıt elbette kısaltılmış kelimelerle anlatılan, derinliksiz bir ‘öz’ değildir.

Öz, yani töz…

Yine O’na, Bedirhan Gökçe’ye göre “Biraz kül, biraz duman!” Yani yangın yeri bir yürek…

Ardahanlı olmasına Ardahanlıdır da Kars, Iğdır alınıp, üzülmesin nezaketinden, “Nerelisin?” diye soranlara, bir çırpıda “Kars-Ardahan-Iğdır” deyiverir.

En büyük özelliklerinden birisi ‘Azıcık aşım, ağrısız başım’, ya da ‘Bir lokma bir hırka’ kabilinden, onurlu bir yaşam edinmek amacıyla gecesini gündüzüne katıp, çocukları için yaşamayı seçmiş dağ rüzgarı Zekeriya Bey’in oğludur.

Annesi Gülgez Teyze…

Teyzelerin teyzesi, gözleri dağ menekşesi kadar derin bakan Gülemeden gezen, yaşlandıkça güz, konuştukça can!

20 Mart gecesi Gülgez teyzenin karnında hastaneye giden, 21 Mart sabahı ‘Oğlunuz oldu, hayırlı olsun’ diye kucağına verilen Bedirhan, çipil gözlerle hastaneden çıkarken, kimse 21 Mart’ın ‘Dünya Şiir Günü’ ilan edileceğini bilmez.

Üstelik ‘Bir lokma, bir hırka’ Zekeriya Bey, parasızlıktan oğlunu ertesi gün nüfusa yazdırır. Aslında Zekeriya Bey, o gün Bedirhan’ı nüfusa yazdırırken, Bedirhan büyüdüğünde, nüfus cüzdanının kimsenin görmediği yerinde o güne ait bir mahcubiyetin notunu okur durur:

“Baba niye o gün yazdırmadın? Birinden borç da mı alamadın?”

“Ne bilem ki oğul, bele olacak. Bilsem alırdım, ya da ‘dün doğdu öyle yazın’ derdim…”

Gülgez ana girer araya, Bedirhan’ının, oğlunun gözlerinin içene bakarak konuşur:

“Caaan der oğul kader, kader!

İnsan özgeçmişini kendisi yazsa belki bu yazının satır aralarına ilkokul defterlerinin kenarına yapılan çiçeklerden bile yapar değil mi? Ama olmaz ki…

Bebek Bedirhan Gökçe farklıdır; Gülgez Hanım anlatır ara sıra… Ama çocuk Bedirhan Gökçe daha da farklıdır.

Mahallenin güneş yanığı yanaklı, ekmek düşmanı bebeleri top (bugünkü deyimle futbol) oynarlar ilk topa vurmada yırtılıveren naylon ayakkabılarıyla. O değil oynamak, seyretmekten bile hazzetmez. Ama para işinden hiç anlamamasına rağmen ve ticaretle uzaktan yakından ilişkisi olmayacağı, olamayacağı ve olmadığı halde özellikle büyük mahalle maçlarında su ve sakız satar.

Kazandığı parayı Kemalettin Tuğcu’ya, Ömer Seayfettin’e yatırır. Okumak bir sevda gibi dilinin ucunda, küçücük yüreğinin derinliğinde saf ve alışkanlık yapıcı bir tat bırakır.

Okumak bir bağımlılıktır, güzel ve coşturucu bir bağımlılık!

Ama içinde, yüreğinde, bedenini yay gibi geren bir his daha vardır: Spor sevdası.

Bu sevdanın özü ise nedense Karate’dir. Neden biraz da aslında Zekeriya Beydir. Zira Zekeriya Bey, savunma sporlarına meraklıdır. Olur ya bazen zaman, mekanın korumasında insanı açıkta bırakabilir; özellikle de erkek adam güçlü olmalıdır. Dünyanın bin bir türlü hali var!..

Cebinde üç kuruş sakız ve su parası, gider yazılır Bedirhan Karate Kursuna. Başladığı, yaptığı her şeyde olduğu gibi sadakatinin sınandığını bilerek yıllarca sürdürür Karate’yi. Öğreticilik belgesi alır ve siyah kuşak 2. Dan’a kadar yükselir… Ama yaşı büyüdükçe de zaman daralır… Öyle ya insan büyürken zaman küçülür!

Artık uyumaya bile vakit bulamayan, okumaya tutkusu bir bağımlılığa dönüşmüş olan Bedirhan Gökçe, TRT’nin açtığı, yine tam bu sırada gazete kupüründen kestiği mankenlik ilanı ile iki sınava birden girer. İkisini de kazanır.

Ama yüreğindeki ateşin erittiği ruh bu iki kalıba da uymaz…

Nasıl olursa olur ve yedi yıl boyunca okul tatillerinde çaycı olarak çalıştığı kurumda, çaycı önlüğünü çıkarıp, kravatı takar. Ver elini Memuriyet…

Aynı şekilde ruhu burada da sıkılır…

Devlet babadan değil de Zekeriya Babanın korkusuyla memuriyetini sürdürürken, çıkış için kapılar, pencereler arar, çalıştığı kurumda. Bu arayış, spordaki başarısını madalyalarla süsler…

İşte tam bu sıralarda Türkiye’de yaşanan özgürlük ortamıyla birlikte özel radyolar da boy göstermeye başlamıştır.

Bir akşam kendisini bir radyo mikrofonunun önünde bulur. İşte geçmişin özü de burada o mümbit toprağına kavuşur.

20 Ağustos 1993 gecesinde ‘İyi geceler Ankara!” diyen Dünya Radyo’nun Bedirhan’ı başkentinin Bedirhan Gökçesi olur…

Kısa zamanda tanınır Başkentte… 1996 yılında bir teklif ile zaten kaçmaya yer arayan Bedirhan Gökçe’ye kapılar ve pencereler açılır… Bir güvercin yüreği fırlar çıkar geceye…

Aile meclisi, şaşkınlık içinde dinlediği Bedirhan Gökçe’nin gerekçeli kararıyla sunduğu memuriyetten, ‘Devlet Baba’dan ayrılma, istifa etme kararını, saygıyla ama korku ve endişeyle, mecburen kabul eder…

1998 yılında Ankara’nın yerel televizyonu Kanal A’da yaptığı şiir programıyla, kültür programları dalında RTGD TV OSCAR’ları ödülünü kazanır. 1999 senesinde şimdi hatırlamak istemediği, kendisini çok yoran ve üzen ilk şiir albümünü ardından da aynı adlı şiir kitabı yayınlanır.

Sene 2000 i gösterdiğinde artık yolunun İstanbul olduğuna karar verip, vatan borcunu da ödemiş olmanın rahatlığıyla Radyo Tatlıses’e transfer olmuştur…

Artık yerel şöhreti ulusal olmaya başlamış TGRT, TRT, CİNE 5 gibi ulusal TV’lerde yine şiir üzerine programlarına devam eder…

Aldığı ve evinin duvarlarını bir baştan başa kaplayan ödüller, yüreğinde birer dost yıldızlar olarak dinleyicilerini ve seyircilerini yaşatırken, 2005 de yaptığı ‘Başım Gözüm Üstüne’ adlı ikinci albümü, ayrıca aynı yıl ‘Şifalı Hüzünler’ adlı kitabı çıktığında yüreğindeki sese kulak verir.

İyisiyle, kötüsüyle Radyo Tatlıses’den ayrılarak hemen ardından Best FM’e geçer…

Acılar ve yalnızlıkların FM bandı…

‘3. Sayfa’nın yürekleri artarken ve daha da güçlü çarparken, o bu sesin biraz gece biraz da içine kapanık suskunluğunda, kendini dinler aylarca…

Bu dinleme sırasında Kral TV’de 39 bölümlük uzun soluklu ‘İz Bırakanlar’la iz bırakmanın ötesinde RTÜK’ün ‘Doğru ve etkili Türkçe kullanımı ödülü’ne layık görülür. Bu ödül de sayısız ödüllerin yanında bir dinleyici ve izleyici kalbi olarak, onu yeni bir zaman ve mekanın içine doğru çeker…

O, şimdi, kendini dinleyenlerin ve izleyenlerin yürek sesine ayarladığı sesinin yanı sıra dergi ve internet sitelerinde günlük yazılar yazmaktadır. Ayrıca karış karış Anadolu’nun her köşesine koşarak, adım adım yurt dışını dolarak, gittiği her yere şiir ve söz ekmektedir.

Yani söz, yani töz…

Çünkü o babası Zekeriya Bey’in 6. çocuğudur ve hislidir…

Bugün çok güvenerek çıkardığı ‘Adam Kavgada Belli Olur” adlı albümü ile de en önemli işlerinden bir tanesine adım attığını düşünmektedir…

Ve bugün Türkiye’nin en büyük radyosu KRAL FM dedir

Ve inatla, Nüzhet Erman’ın dediği gibi;

“Taş toprakmış, Kış kıyametmiş dinlemez,

Şiir, kardelendir !..” derken, kurt kapanı şöhretler dünyasına Nabi’nin diliyle seslenmeyi de kitabına da şerh düşerek ihmal etmez:

“Yıkanlar hatır- ı naşadımı ya rab berhüdar olsun,

Benim için namurad olsun diyenler bermurad olsun!”

Meraklısına birkaç not: Aileden genetik Fenerbahçelidir…

Ama Ankara takımlarına ayrı bir gönül bağı vardır.

O, 6. his olduğu kadar 21 Mart ve en çok da Bedirhan’dır

“İYİ GECELER DÜNYA !” öyle ya.

Ali ULURASBA

Şair-Yazar-Gazeteci

* Şiir Dinletileri ve Organizasyonlar İçin Menajer Hattı: 0 536 629 34 34 & 0 505 525 74 74 
menajer@bedirhangokce.com

  Kral fm canlı telefon baglantısı: 0212 304 03 33

*

 KraL Fm Programcıları ( Kahraman TAZEOĞLU )

Kahraman TAZEOĞLU

Ay’a ilk ayak basıldığı yılın 10 Ağustos’unda doğdu. İstanbul’un çileli ve kesmekeşli ortamında, o şehirde bir ömür harcayacağını bilmeden hep “düşünen” bir çocuk olarak büyüdü.

Cevizli semtinde, bir dere kenarında oynarken, mahallenin delisi kovalayınca “korkuyla” tanıştı.

Ailesi İstanbul’un mutena semtlerinden Fenerbahçe’ye taşınınca daha az korkmaya ve Fenerbahçeli olmaya basladı. 6 yasinda ilk kez bir maça gitti ve en sevdigi Fenerbahçe şapkasını çaldırdı. (Bugün bile o şapka için üzülür). 7 kardeşin 2 numaralı olanıydı ve ilerde bir mahalle takımında 2 numaralı formayı giyerek maçlara çıkacağını bilmiyordu.

Ablası okula başlayınca çok kıskandı ve saçını çekti. Bir yıl sonra ise okulunun ilk gününde annesi onu sınıfına sokmayı zor başardı… O gün çok ağlamıştı.

Arkadaşları teneffüslerde çesitli oyunlar oynarken, o hep “düşünüyordu”…

İlkokul bittiğinde bir korku filmi senaryosu yazdığını iddia ederek arkadaşlarına kendini güldürdü. Daha sonra sinema ile sadece “seyirci” olarak ilgilendi. O hep bir sinema tutkunu olarak yaşayacaktı; çünkü siirle daha tanışmamıştı.

12 Eylül ihtilalinde ortaokula başlayacaktı ve tek başına belediye otobüsüne binmeyi öğrenecekti. Daha sonra yağ, tüp, şeker ve gaz kuyruklarında beklemeyi ve soğuklarda üşürken ağlamamayı…

Mahallede her kırılan camdan Tazeoğlu kardeşler sorumlu tutulmaya başlanınca, baba Hayati Tazeoğlu ani bir göç harekatıyla tüm aileyi yeniden Cevizli’ye taşıma kararı aldı. Buna en içerleyense küçük Kahraman oldu. Geride bıraktığı mahalle arkadaşlarını bir gün yeniden görebilmek ümidiyle yanıp tutuşurken birden ilk defa yaşayacağı bir duyguyla karşılaştı. Karşı komsunun kızına aşık olmuştu. Mutluluğu, acıyı, hüznü ve ağlamayı yeniden keşfetti. Bütün bunların toplamının ona şiiri öğreteceğini bilmiyordu. Ablasının yazdığı şiirlerle dalga geçerken hatta “şiir de neymiş; saçmalık” diye iddia ederken gece gündüz şiir yazmaya başladı. Sonunda o terk edildi ama şiir onu terk etmedi. Yine aşık oldu, yine terk edildi, yine şiirler yazdı.

Matematiği gereksiz bir ders olarak gördüğü için, hocaları da onu gereksiz bir öğrenci olarak gördü. Uzun bir süre ara vereceği eğitimini daha sonra bin pişman olarak devam ettirecekti. Bu arada ailesi “eti senin kemiği benim” diyerek onu bir kuaföre çırak olarak verdi. 10 yıl sürecek bu macera özel radyoların açılmasiyla sona erecekti.

Bir yaz gecesi arkadaşının evinde balkon sohbeti yaparken arkadaşının annesi uykusundan uyandı ve “oğlum kapatın şu radyoyu da yatın artık” dedi. Halbuki radyo kapalıydı ve konuşan 19 yaşındaki genç Kahraman’dı…

Çocukluğundan beri özendigi spikerlik hayali daha da derinleserek artmaya baslamisti. Annesi bebekliğinde çok ağladığı zamanlarda onu radyonun yanına yatırır ve susmasını sağlardı. Çok çocuğa bakmakla yükümlü olan bir annenin bulduğu bu çözüm ilerde küçük Kahraman’ı radyocu yapacaktı.

Derken; günlerden bir gün, Türkiye’de ilk özel radyolar açılmaya başladı ve mesleğinde çok önemli bir yere gelmiş olan genç Kahraman, bu işe sevdalandı. Artık o radyocu olabilmek için yıllarını verdiği mesleğini bırakabilirdi. Sıkı bir radyo takipçisi olan genç Kahraman, “Gecenin Serserisi”ni dinleyerek hatta yayın yaptığı radyoya kadar gidip kendisiyle tanışarak hayatında ilk kez bir radyo stüdyosu gördü. Bununla da kalmayıp Orhan Çetin tarafindan programa konuk edildi, şiirler okudu. Gelen olumlu tepkiler kendisini yüreklendirdi ve o gün radyocu olmaya karar verdi. Mesleğini zirvedeyken bırakarak, yayın hayatına yeni “merhaba” diyen Kadıköy FM’de yayına başladı. Sonraki rüzgarlar onu baska radyolara sürükledi ve son durağı en sevdiği ve mutlu olduğu Radyo 7 oldu. Şuanda Kral FM’de hafta içi her gün 01-04 arası program yapmaktadır.

Şimdi Mavi Ada diye bir yerden şiirler seslendirerek gece bunalım oranını yükseltme çalışmalarını sürdürüyor. Kahraman Tazeoğlu’nun “Seni İçimden Terk Ediyorum” “Ölü Bir Kentin Morg Alfabesi” adli iki şiir kitabı var. Bu kitaplara bir de “Araz” adlı bir romanını ekledi. “Mavi Ada Mektupları” ve “Tutsak Mektuplar” adli iki derlemesini de listeye ekleyerek 5 kitaba ulaştığını söylersek geriye sadece asağıdaki notu düşmek kalır…

Not: Ablası artık şiir yazmıyor.

Kitapları:

*Seni Içimden Terk Ediyorum (Şiir), 2001 (Yedi Harf Yayıncılık)

*Ölü Bir Kentin Morg Alfabesi (Şiir), 2002 (Birey Yayıncılık)

*Mavi Ada Mektupları (Mektup), 2002 (Birey Harf Yayıncılık)

*Tutsak Mektuplar (Mektup), 2004 (Yedi Harf Yayıncılık)

*ARAZ (Roman), 2005 (Yedi Harf Yayıncılık)

(Kral FM / Mavi Ada Programı sunucusu)

 Türkiye Yazarlar Birliği En İyi Radyo Programcısı Ödülü Kahraman TAZEOĞLU’na verildi.
 

Kahraman Tazeoğlu
YEDİHARF YAYINLARI

Susacak Var…
Seni İçimden Terk Ediyorum
Tutsak Mektuplar
Araz: Aşka, Rüzgara, Ayrılığa, Zamana
Seni İçimden Terk Ediyorum
Mavi Ev
Ölü Bir Kentin Morg Alfabesi
Beni Susarken Bölme

http://www.nehiryayinlari.com/

ŞiirFM arşivindeki tüm şiirleri, fon müzikleri dinlemek ve indirmek (download) için tıklayınız.

. . .

Kral Fm – Online ~~ 1 Yorum Yapildi

  1. aslı diyor ki:

    merhaba Bedirhan Abi ben Zonguldak’tan Aslı. Annem her zaman olduğu gibi şuanda sizi dinliyor. Babamı 5 ay önce kaybettik annem sizlerin şiirleriyle zaman geçiriyor. Ben sizden annem ve babamın şarkısını çalmanızı rica ediyorum. Ümit Besen – İşte bu bizim hikayemiz. Bu şarkı annem ve babam için gelsin eminim babam da bizi dinliyordur. Tesekkür ederim

Degerli yorumlarinizi bekliyoruz..

You must be logged in to post a comment.


Tüm Tv Yedek Parçalarını Tv Yedek Parça MerkeziLcd Tv, Led Tv, Plazma Tv, Yedek Parçalarını Stoktan, Aynı Gün Kargo İle Tedarik Edebileceğiniz Online Satış Sitesi.

Siir Fm | Fon Müzikleri | Bedirhan Gökçe | Kahraman Tazeoğlu | Şiir BUL | Sitemap
Copyright © 2007 - 2019 SiirFm.COM