ARAMA SONUCLARI

Bir Şeyi Unutmuşsun – Hilal ERSOY

07 Ekim 2013 Yazan Cevher

Bir Şeyi Unutmuşsun

Giderken, yürüdüğümüz sokakları da götürmüşsün
Bize dönüp “ne kadar yakışıyorlar” diyen insanlar da yok
Dün fark ettim fotoğraf çekildiğimiz parkı da götürmüşsün
Üşüyüp, birbirimize sarılmamız için esen rüzgâr da yok.
Sanırım sen aşklardan Kasım’dın
Beraberinde yaprakları da götürmüşsün
Kar kadar olmasan da yalan kadar beyazdın
Beraberinde verdiğin sözler ide götürmüşsün.
Pamuk şekeri aldığımız köşede ki amcayı da götürmüşsün
Sahilde simit attığımız martılar da yok
Yazı götürmüşsün, güneşi, ayı, yıldızları
Sabahları kahvaltımı, geceleri uykumu da götürmüşsün.
Giderken götürmeye unuttuklarını konuşuyor herkes
Sessizliğimi, suratımda ki çizgileri, gözyaşlarımı…
Sokağa pejmürde çıkışımı, eve uğramayışımı
Bir de giderken bırakmaya unuttuğun gülüşümü…
Giderken renkleri ve mevsimleri de götürmüşsün
Bir sonbaharı, bir beyazı, bir de siyahı bırakmışsın
Sonbahar ve siyah benim, beyaz ise senin tenin.
Sıcaklığımı götürmüşsün parmak uçlarımdan
Evin içindeki ayak seslerini,
Boynumdaki nefesini götürmüşsün.
Kokunu götürmüşsün yastığımdan
Sabah olunca uykulu gözlerini,
Dağınık saçlarını götürmüşsün.
Cebindeki bozuk para seslerini götürmüşsün
Yanağındaki gamzeni,
Gözlerindeki siyahı götürmüşsün.
Aynanın karşısındaki duruşunu götürmüşsün
Gökyüzünde ki bulutları,
Haftanın yedi gününü götürmüşsün.
Giderken sevmelerini de götürmüşsün
Telefondaki sesini,
En çok dinlediğin şarkıyı götürmüşsün.
Hadi kendin gittin de,
Şu koskoca şehri neden götürdün?
Denizin mavisini, güneşin sarısını neden götürdün?
Gençliğimi götürmüşsün
Haram ettiğim hakkımı,
Beddualarımı, ah çekişlerimi götürmüşsün.
Giderken bir şeyi unutmuşsun,
Beni neden götürmedin?
Beni neden götürmedin?

Hilal ERSOY

Fon Müzik : Erkan Oğur – Pencere Önü Çiçeği | Alternatif

Emrah ONAR – Bir Şeyi Unutmuşsun – Hilal ERSOY | Alternatif

İstanbul’dan Adapazarı’na – Ferman KARAÇAM

07 Ekim 2013 Yazan Cevher

İstanbul’dan Adapazarı’na

İstanbul’dan Adapazarı’na, Yalova’ya, Bursa’ya, İzmit’e…
Yolcu otobüsleri vardır.
Ben hep trenle gidip gelirim.
Eskisi gibi el sallanmıyor otobüslerin ardından, su dökülmüyor.
Gidenlerin kavuşması için dua edilmiyor sıkça.
Hâlbuki bir gün ya da bir gece yolcu ettiklerimiz bir daha geri dönmeyebilir.
Siz denizin beş harf olduğuna bakmayın.
Denizden sızan normaller dışında, yani mavi türkülerin dalgalarla kıyıları köpük – köpük dövmesi dışında, deniz; derinliklerinde hep büyük sırlar gizliyor.
Denizde inciler, mercanlar, yosunlu kayalar, dev yunuslar vardır.
Şimdi öğrendim; kırk beş saniye içinde; denizin dibinde alevden dağlar da varmış.
Gece,büyülü sessizliğini örmüştü uykularımızın üstüne.
Sıcacık ve mavi bir ağustos on yedisi mışıl – mışıl uyuyordu koynumuzda; bir bebek annesinin karnında nefeslenir gibi nefesleniyorduk.
Gece ile biz her zaman, birbirimizin koynunda uyurduk ve güvenirdik birbirimize.
Dost – dost, kardeş – kardeş, sarmaş – dolaş olurduk gece ile.
Sen bir mektubunda; "saatin tik – taklarını, gecenin sessizliğinde beynine giydirmek kolay mı sanıyorsun?" demiştin ya…
Kolay değil elbet.
O gece sık ağaçlı yerlerin göğünde yıldızların kıpır – kıpır olduğunu söylüyorlar.
Aklımda hep sen varsın.
Düşümde annemi gördüm.
Annem üzgün hatta ağlamaklıydı.
Senin başına bir şey geleceğini düşündüm.
Hep kaygılıydım.
Fakat emniyeti ihmal etmedim asla.
Yastığım ıslaktı.
Gece yarısından biraz sonra tersine çevirdim.
Sana dua ettim, anneme Fatiha gönderdim, üstüme incecik bir örtü aldım.
Pencerem açık, sen aklımda, yüreğim ağzımda, gözlerim tavanda, öylece uyumuşum.
Duvarda Kızkulesi’nin yağlı boya tablosu var, hemen yanında senin dev hayalin.
Saat kaç; bilmiyorum.
Duvar sarsılıp üstüme geliyor ve o korkunç, eşi benzeri olmayan uğultu penceremden odama doluyor.
Uğultu toz bulutu halinde İstanbul’un yerini göğünü kuşatıyor.
Yatak odalarından çığlıklar yükseliyor.
Arabaların alarmları boşalıyor, köpekler havlıyor, yıldızlar inanılmaz şekilde peş peşe düşüyor, elektrikler sönüyor ve feryatlar karanlıkların avurtlarından, uğultunun kanatlarına tutunup göklere yükseliyor.
Bir çocuğun karanlığı yırtan sesi, sarsıntılara direnen duvarlarda yankılanıyor: Anneee… Ayağıma bir şey düşüyor.
Fakat acıyı duymuyorum.
Yüreğim orada, aklım sende, bedenim burada, ruhum çırpınıp duruyor, sonsuz bir umutla.
Umut: Lailaheillallah. İşte tam sırası tutunmanın.
Tutunuyorum: Lailaheillallah.
Sen aklımdasın; sen, sen, sen.
Seni unutamıyorum.
Sen; otuz beş yaşında Elif’sin, kırk beş yaşında Fuat’sın, ondokuz yaşında Şirin’sin.
Bense Ferhat’ım.
Ferhat: elimde kazma, bu beton yığınlarının altından sana ulaşacağım.
Islak mavi bir ipek hışırtısı ve incecik bir sızı gibi sesin derinlerden geliyor.
Enkaz bir dağ gibi duruyor önümde.
Nefesin sızıyor aralıklardan.
Elini uzatsan, diyorum.
Hemen yanı başındayım işte, şurada.
Fakat sen beni duymuyorsun, elini uzatmıyorsun.
Aklım sende, yüreğim sende, ruhum sende kalıyor.
Tenim burada kalıyor.
Biz seninle ayrı tellerden çıkan tek ses gibiydik.
Öyle değil mi? Deniz ve gece tekin değilmiş.
Bunu şimdi öğrendim; kırk beş saniye içinde.
Anneler yavrum diyor. Çocuklarsa anneee…
Babam kar beyazı güzelim sakallarının arasında, çeperleri nemli yeşil gözleriyle, gözlerimin içine bakar ve şöyle derdi; "oğlum; ölüm, gözün siyahı ile beyazı kadar yakındır bize" ve eklerdi; "günahlar affedilebilir, fakat meydan okuma, asla."

Ferman KARAÇAM

Sacit ONAN – İstanbul’dan Adapazarı’na – Ferman KARAÇAM | Alternatif

Seni İçimden Terk Ediyorum – Faruk Yiğit ARAZ

07 Ekim 2013 Yazan Cevher

Seni İçimden Terk Ediyorum

Yenik düştüm . . .
Seni içimden terkediyorum!

Beklemekle olmuyor,
Anlamsızlaşıyor bu aşk gittikçe. . .

Çünkü yoksun,
Çünkü gelmeyeceksin!

Ne kadar dayanabilirdi ki bir yürek ;
Bu acımasız ayrılığın intihar yüklü imtihanına…

Ben ne kadar sevilecekse o kadar sevdim!
Buraya kadar!

Artık sana vaad edebileceğim bir aşk, bir yürek yok!
Ismarladım kendimi başka bir yürek mahzenine . . .

Çünkü ; ben seni ararken, kendimle kalıyordum her defasında,
Kalabalık cümlelerin yalnız kentinde!
Gizli öznen olamadım bir türlü!

Anlıyordum biteceğini ,
Yolun sonu görünüyordu,
Vakit gelmişti,
Ve sen en muhtaç olduğum zamanda
"Yolcu yolunda gerek !" dedin,
Ve yüreğimin koridorlarında yapayalnız bıraktın beni!

Ben "Aşk" dedim!
Sen "hayır" dedin!

Ben "seni…" dedim!
Sen "sevme" dedin!

Sen "ayrılık" dedikçe;
Ben ölümü hatırlardım,
Sen "ölüm" dedikçe,
Ben "gidişini anlardım" sevgili . . .

Şimdi Öldürdüm içimdeki seni,
Senin beni öldürdüğün gibi . . .

Artık her durak,
Her pastahane köşesi,
Her sinema bileti hatırlatır seni bana!
Çünkü sen çok ucuza gittin!

İnşa ettiğim ne varsa, her tahayyülümü yıkıp,
Yeniden temel attırdın!

Yeniden şekil verdim aşka,
Toparladım talan olmuş gönül bahçemi,
Yeni bir aşka yelken açtım . . .

Son geceydi ;

‘ Seni seviyorum ‘ dedin,

Ve ben o gece ; seni içimden terkettim!

Faruk Yiğit ARAZ

Ömer Faruk Marangoz – Seni içimden terk ediyorum – Faruk Yiğit Araz | Alternatif

Ben Bu Şiirin İçine Hapsettim Kendimi – Bedirhan GÖKÇE

01 Ekim 2013 Yazan Cevher

Ben Bu Şiirin İçine Hapsettim Kendimi

Ben bu şiirin içine hapsettim kendimi
Gidecek yerim yoktu tüm yollar ona çıkıyordu gidemedim.
Kendimi bu şiirin içine hapsettim
Kimim kimsem yoktu ondan gayri
Namuslu yüreğimle bir gulu sevdim
Ellerim kirliydi dokunamadım.
Günahtı, yasaktı
Yüreği helaldi de yüreğime
Teni haramdı bedenime,
Sonsuza dek yanmamak için
Bir ömür yanmayı seçtim.
Ve..
Kendimi bu şiirin içine hapsettim.
Vuslati olmayan bir hasret
Sefası olmayan bir cefa
Çaresizliğimim çaresizliği
Olmayacak gözlerin dedim
Kendimi bu şiirin içine hapsettim
Ey gönül sorarım şimdi sana
Hangi aşk daha büyüktür.
Anlatılarak dile düşen mi?
Anlatılmayıp yürek desenmi?
Diye sormuştu şems
Ben cevabını kendim verdim
Sensizliği seçtim
Kendimi bu şiirin içine hapsettim
Sordum birgün dostuma
Şöyle bana dedim nedir aşk
Yanındayken bile özlemektir dedi
Özlemekse aşk
Ben özlemeyi hasreti seçtim.
Kendimi bu şiirin içinehapsettim.
Şimdi kimsenin bilmediği bir yerden
Yalnızca onun bildiği
Gülüşümle göz kırpıyorum ona
Diyemediğim o kadar çok şey var ki içimde
Hiç biri çıkamıyor artık dilimden
Bir ömre sigacak iki gün kaldı elimdeki
Radyoda esmer sesli adam
Bir şiir okuyor hatırlarmışın diye
Yüreğimle eşlik ediyorum
Unutmadım gül yüzlüm
Unutmadım bal sözlüm
Sende beni unutma
Dua dilencisi olmuş
Gönlümden akıttığım acı gözyaşlarımla
Bir firdevs i ala daki gülden sefaat
Birde yüreğimin gonca
Sevdamın tomurcuk gülünden af diliyorum
Haydi usta görüş saati bitti
Ömrümden bir ömür daha gitti artık
Bir daha gelirsen eğer
Zulanda beyaz bir gömlek
Birde onun gülüşlerini getir
Ve bu şiiride sen bitir
Ben sevdadan yana herşeyi kaybettim
Bir vefasız uğruna bittim
Ve kendimi bu şiirin içine hapsettim
Cezam müebbet….

Bedirhan GÖKÇE – Ben Bu Şiirin İçine Hapsettim Kendimi | Alternatif

Bukre Aşağı Mahallenin Haylaz Çocuğu – Kahraman TAZEOĞLU

28 Eylül 2013 Yazan Cevher

Bukre Aşağı Mahallenin Haylaz Çocuğu

Kahraman Tazeoğlu’nun yeni çıkan kitabı BUKRE‘den

Güzellik, bakmayı bilen gözdedir sevgilim. 
Artık kendime layık olanı seçebiliyorum sayende. 
Bir insanın gözlerine bakıp, kalbini görebiliyorum her seferinde. 
Eskisi gibi değilim. 
Neden mi senden çok daha öndeyim? 
Herkesin dünyası kendi gördüğü kadardır sevgilim. 
Sen önüne bakarken, ben uzakları ezberledim. 
Sen olup bitenlerle ilgilenirken, ben olmayanın izindeydim.

Çivi çiviyi sökermiş, yalnızlığı kanatan hüzünlü şarkılar, yalnızlığa iyi gelirmiş. 
İşte ben bu şekilde hayata karşı direndim. 
Keşke bana akıl vereceğine, aklımı alacak kadar beni sevseydin.
Ben, bir çocukluk edip büyüdüm işte! 
Sen büyümüşsün ama doğmamışsın bile. 
Ben, senin doğrundum sevgili. 
Ötekiler gelip geçerdi. 
Sen doğru olanı değil, geçerli olanı seçtin. 
Terk etmek kazanan olmaya yeter zannettin. 
Bana, bir veba busesi bırakıp gittin; bak şimdi yerini başkaları aldı. 
Bu aşkın vebası sende, busesi bende kaldı. 
Seçtiğin yolda sana mutluluklar diliyorum. 
Unutmak alışmaktır. Unutursun demiyorum… 
Ama alışacaksın biliyorum.

Kahraman TAZEOĞLU

Bedirhan GÖKÇE – Bukre Aşağı Mahallenin Haylaz Çocuğu – Kahraman TAZEOĞLU | Alternatif

Zülküf BAŞ – Aşağı Mahallenin Haylaz Çocuğu – Kahraman TAZEOĞLU | Alternatif

Sakın Ha – Attila İLHAN

24 Eylül 2013 Yazan Cevher

Sakın Ha

sabiha bu adamlar beni alıp götürecek
sakın ha ağlamanı istemiyorum
soracakları varmış yıllardır sorarlar
anlaşılan bu sorgu daha yıllarca sürecek
ilk götürülüşümü bak hatırlıyorum
sendikaya yazıldığım günlerdi sanıyorum
otomobil farlarına yağmur yağıyordu
cıgaram ıslanmış sokaklar nedense dar
bu defa aksi gibi zilzurna ilkbahar
çocuğa bir şey söyleme sabiha belli olmaz
sakın ha ağlamanı istemiyorum
bakarsın çabuk biter akşama evdeyim
uzayacak olursa git hüseyin’i bul
eli kızıl kanda olsa bizi bırakmaz
çantamı hazırlarsın pijamam terliklerim
izin verirlerse seni de beklerim
hani bir gülümsemen vardır sanki istanbul
gözlerin gözlerimi bulur bulmaz
içimde bütün şehir atlı karınca gibi
döner ha döner ışık renk ve pul
hay allah bu ilkbahar beni öldürecek
rüzgardaki kokular dudaklarımdaki tuz
bu adamlar sabiha beni alıp götürecek
günlerden cuma sabah saat dokuz
sakın ha ağlamanı istemiyorum
paran var mı yok mu bilemiyorum
al şu yüz lirayı yanında bulunsun
yüz de bana kalıyor varımız yoğumuz
çocuğa bir şeyler al onunla avunsun
beyler ben hazırım haydi gidiyoruz
sabiha unutma seni bekliyorum

Attila İLHAN 

Kadir OĞUL – Sakın Ha – Attila İLHAN | Alternatif

Leyla – Asghar imani

22 Eylül 2013 Yazan Cevher

Leyla

Derdim öyle derin ki Leyla yağar üzerime üzerime
Yalnızlık sensizlik zindan olur ey yâr…
Zindan olur yurdum…
Siyah zülüflerini kuşanmışsın üzerime üzerime
Sen geceme taksirsin Leylam…
Tüm gamlarıma tek çaresin ey yâr

Leyli leyli Leylican Leyla
Gece gece hem gecem hem duamsın Leyla..
Leyla gönlüme tek girenimsin
Gece gece hem gecem hem duamsın Leyla..
Leyla gönlüme tek girenimsin
Fazla naz yapma ey yâr…

Renk verdim Leyla bu baharda
Renk açacak birseyim kalmadı
Leyla uzaksın bana azizem…
Ey yâr… uzaksın azizem..
Siyah zülüflerini iç çeke çeke çekeyim…

Leyli leyli Leylican Leyla
Gece gece hem gecem hem duamsın Leyla..
Leyla gönlüme tek girenimsin
Gece gece hem gecem hem duamsın Leyla..
Leyla gönlüme tek girenimsin
Fazla naz yapma ey yâr…

Düşsem bir an yanına kısacık otururum Leyla…
Ey yâr… Kısa kalırım
Her anım işsizlik Leyla Her ses yabancı…
Feleğin işine bak Leyla sensin tek hayalim..
Ey yâr… sensin hayalim
Ey acımın sahibi Leyla..
Ey acımın hayali..
Her köşe karanlık bana Leyla
Her sokak Renksiz..

Leyli leyli Leylican Leyla
Gece gece hem gecem hem duamsın Leyla..
Leyla gönlüme tek girenimsin
Gece gece hem gecem hem duamsın Leyla..
Leyla gönlüme tek girenimsin
Fazla naz yapma ey yâr…

Leyla – Asghar imani | Alternatif

Fayda Sızım – Nurullah GÜMÜŞTAŞ

22 Eylül 2013 Yazan Cevher

Fayda Sızım

Elimde olmadan yitirdiklerim var elimde
Bu melankoliye alışamadım daha
Bu kaçıncı isyanım say(a)madım
Hep en karanlık yağmurlarda suladım sevinçlerimi
Düşlerimde bile hüzünlerimi besledim
Kendime bile faydasızım
Ne cennet dedikleri huzur yurdu mümessili
Ne şeytana müttefik oldum hazin sayfalarda
Hazanla beslendim ve ayrılık şiirleri besteledim kâğıdımın gölgesinde
Elimdeyken elleri ellerimi tutanların
Ben verdiğim sözleri tutmamaya yeminli bir âdem oldum
En yorgun yerinde gecelerin
Kokularını yitirmiş güller desteledim destimde
Korkularını yitirmiş birde
Sahipsiz karanlılarda
Şöylelemesine simsiyah
Gözlerini bekledim sevdaların
Nöbetler tuttum
Zar ettim istikbale…

Sükûtu tuttum nabzımda
Elimde; elimde olmadan yitirilmişler
Ve elimde olarak elde etmediklerim
Bildiklerimi bildiğimi bilmeye başladığımda
Mefluç oldu bilmediklerim…

Fayda sızım
Ateş sarısı saman kâğıtlarına sarılmış sarmalanmış
Mehtaplı bir haziran gecesinde yakılmış
Yalnızlıklar tuttum dünyaya yetecek kadar
Faydam sızım anladım işi artık ey yar

Elimde; elimde olmadan yitirdiklerim
Evvel, evvel olalı böyle bir ah görmedi
Faydamı buldum amma sızım hala dinmedi
Keşfedilmiş günahların günah sayılmadığı anlardan tanırım ben kendimi
Eskimiş hikâyeler bilirdim bir parça duygusal
Gerçekler sıfırdı öğütler yüzde
Çizgi karakterlerle karakterize edilmiş
Bir parça ağır abi vardı bende
Ama faydam sızım
Ve bulsam da faydamı dinmedi sızım 

Nurullah GÜMÜŞTAŞ

Ebubekir Sıddık YILDIRIM – Fayda Sızım – Nurullah GÜMÜŞTAŞ | Alternatif

Sen Gittin Ya – Funda Mavi

13 Eylül 2013 Yazan Cevher

Sen gittin ya

rüya görmez oldum
bi’ görsen hepsi karabasan
gözlerimi yumduğum an
kandıran kandırana
yastığıma sarıldım,
korkudan ağlayamadım
boğuldum alaca karanlıklarda
miadi dolmamış tüm düşlerimden vazgeçtim.
Biliyor musun;
yine parfüm sıktım yastığıma,
işe yaracak, huzur verecek ya;
onları dağıttım işte güya.
Öyle dalmaya çalıştım uykuya
uyudum yokluğuna
solumdan haykırdım
ayrılığın karasını basana.
Sen gittin ya…

yetim kaldı şarkılar
boş cd kapakları yerlere atık,
düzensiz… darmadağınık.
Çantalara tıkmayı denedim
durmadı şıklığı eskisi gibi
zaten istemiyorum da
onları süslemek… sıralamak
Başıma iş mi alacağım
Plaklar, o şarkı da ben geldim,
bu şarkı da o gitti çalacak.
öyle doldururum içlerini
düetler gibi kederli.
sahi
ordan duyuluyor mu öksüz sesleri? 
Sen gittin ya…

bu sokaktaki simitçi de adres değiştirdi
çayını kapan koşardı ona hani
şimdi…
sabahları camdan bakıyorum da arada
herkesin boynu bükük,
kaşık sesleriyle oluşan bir armoni,
mutsuz şarkılar gibi
ritmi düşük.
Nerede bizimki diye iki lakırtı
sonra n’apsınlar
hepsi ekmek derdine
koyuluyor işine.
Anlayacağın
artık buralardan çıksa çıksa
çıplak ayaklı saadet çıkar.
Sen gittin ya…

kahveyi vanilyasız içmeyi öğrendim
bisküi almayı unutmayı
denedim denemesine de
sanki ne kahve vanilya kokuyordu
ne bisküide hindistan cevizi oluyordu
Bir daha hiç tomurcuk kokmadı buralar
bak gülüceksin belki ama
açıkçası çay demlemeyi bile unuttum
sordum mu sahi;
su kaynayınca mı demlenirdi
altını kapatınca mı çay demliği bilirdi
az ipucu versen dahi
karıştırması yine benden
iki şekerli.
Uyar mı sahi?
Sen gittin ya…

ıssız kaldı koltuklar
tüm renklere küstüm
lila, mürdün, şarap rengi ne varsa
hepsi sıradan geldi.
Eşya bakayım dedim yeni
eskide kalanlar gözümü doldurdu
attım diyelim hadi…
ya bi’şey unutulursa diye aldı beni bir korku!
Onları da sığdırmayı düşündüm bir an
illa yenilemiliydim kendimi ya hani
bu sefer de renkleri bayağı durdu.
anladım ki konfora hiç gerek yoktu.
Şimdi
yine buldum bir sandıklı sedir
oturuyorum işte üstüne
öylesine
örttüm elime geçen ne varsa
misafir de gelmiyor nasılsa.
Sen gittin ya…

herşey de bitti
yalnızlık küstü,
serçe parmağını uzatmaz oldu,
anılar daha kalabalıktı,
tüm günümü doldurdu.
Caddeler yürüdü,
sokak ışıkları güneşe kafa tuttu.
Kaldırım köşelerindeki dilenciler var ya…
zengindi
gururluydu;
para verince kızar oldu.
Sen gittin ya…

yıllar geçtikçe küçüldüm.
Günah ama
kader yönünü değiştirmeyi düşündüm
yeniden tanışalım gibi
biliyorum çocukluk!
geçen yıllar sefil ziyan,
büyüdükçe geriye döndüm
aslında olgundum
sanki, kuşlar bile kanatsız uçuyordu
uçurtmamın zaten ipi yoktu
Kimseden fayda olmayınca…
ben de girdim koluma, yürüdüm yoluma.
Çocukluğumu bile erteledim,
senden sonraya
tam emeklemek üzereydim ki,
var ya;
kıyamet koptu.

Funda Mavi

Funda Mavi – Sen Gittin Ya | Alternatif

Dinleyin Çocuklar – Tarık TUFAN

13 Eylül 2013 Yazan Cevher

"Dinleyin çocuklar!
Müfredata girmemiş şeyler anlatacağım size. Hazır okullar da açılıyorken bilmeniz gerektiğini düşündüğüm konular…
Milli Eğitim Bakanlığı’nın tavsiye kararı almadığı, ders kitaplarına girmeyen, öğretmenlerin anlatmadığı konular.
Öncelikle şunu bilin ki hayat dediğimiz, ders kitaplarından öğrenilebilir bir şey değildir. İyi vatandaş olmakla iyi insan olmak arasında, söylenmemiş, üstü örtülmüş bir fark vardır. Uygar ve uysal olmak adına anlatılan şeyler, hayatın derin anlamına nüfuz edemezler. Bu yüzden hayat çoğu zaman gayrı resmi bir yolculuktur. Çok zaman kaçak kalırsın yaşamak kompartımanında.
Sana hayat bilgisi diye yutturulan konular gerçekte seni sıkıştıracakları dar bir elbisedir. Ve asla elbiseyi sana uyduracak değiller bunu unutma.

Sana yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve yağmurlu bir coğrafyada yaşadığımızı söyleyecekler. Gerçek olan senin mevsimindir oysa. O günün nasıl geçeceğini anlayabilmek için gökyüzüne bakman gerekmez. Dönüp yüreğine bak. Yağmurlar ve güneş yüreğinden süzülür. Gerçek olan yüreğinin mevsimidir, senin mevsimindir. Her sabah uyandığında gözlerinden dünyaya saçılandır mevsim. Güneş senden doğar ve yağmur senin gözlerinden düşer yeryüzüne.
Sana atlaslar, haritalar gösterecekler. Adına sınır dedikleri bazı çizgilerle çevrildiğini göreceksin yaşadığın yerlerin. Bütün bunlar kurmaca. Gerçekte tüm yeryüzü Allah’ındır ve gerçekte yürüyebildiğin kadar senindir tüm coğrafyalar.

Haritalar da gerçeği söylemez. Kuzey Amerika’yı Afrika’dan büyük gösterecekler sana. Doğru değil. Afrika altı milyon kilometrekare daha büyüktür. Avrupa’ya kıta deyip duracaklar. Doğru değil. Asya’nın uzantısından başka bir şey değil Avrupa dedikleri.

Bazı şehirlerin uzakta olduğunu anlatacaklar sana.
Uzaklık ve yakınlık aslı astarı olmayan ölçütlerdir.
Kudüs’ü öğren mesela. Saraybosna’yı, Şam’ı, Bağdat’ı, Mekke’yi, Medine’yi, Hicaz’ı, Caharkale’yi…
Öğren buralarda ne yetişir, insanlar ne yer ne içer, denizleri nasıldır, tarihte neler yaşamışlar, çocukları hangi oyunları oynar, anneler hangi ninnileri söyler, genç kızlar ne işler, erkekler ne işe koşar.
Öğren hangi şarkıları söyler buraların halkları. Neye ağlar, neye gülerler.
Öğren bu şehirler, ne zamandır senden uzakta.
Öğren bu şehirler senden niye uzakta.

Okuduğun yazıların, şiirlerin sonunda yabancı olduğunu söyledikleri kelimeleri sıralayacaklar. Dikkatli oku bu kelimeleri. Bil ki çoğu senindir bu kelimelerin. Bir hayata, bir medeniyete yabancılaşmış insanların, yeryüzüne yabancılaşmış insanların bir kenara bıraktığı kelimelerdir bunlar.
Senin kelimelerin…
Bir hayatı, bir düşünüşü, bir duyumsamayı, bir hayali, bir rüyayı anlatabileceğin kelimeler var bunların içinde. Kendi yabancılaşmalarını gizleyebilmek için bizim kelimelerimizi çalan insanlar göreceksin.

Kitaplara girmemiş adamlar var bir de.
Şiirlerini, öykülerini, romanlarını, piyeslerini müfredatlarda göremeyeceğin iyi ve sıkı adamlar. Gelecek güzel günlerin habercileri…
Onları itinayla okumalısın. Yedi güzel adamı tanıyıp, Hızır’la kırk saatin nasıl geçtiğini öğrenmelisin. Derviş hüneri nasıl olurmuş onlardan öğreneceksin. Bir de kalem kalesini inşa etmeyi…
Okumaya nasıl başlayacağını Kitap’tan öğrenebilirsin ancak.

Yaradan Rabbin adıyla oku!
Böyle okursan varlığının anlamı kalın harflerle yazılır yeryüzünde. Böyle okursan insan olmanın ne demek olduğunu bilirsin.
Böyle okursan anlarsın Hasan ve Hüseyin’in dedesi neden omuzlamış ağır bir yükü…

Tarık TUFAN

Fon Müzik: Gün | Alternatif

Şimdi Yoksun – Kahraman TAZEOĞLU

13 Eylül 2013 Yazan Cevher

Şimdi Yoksun… 

Kelimeler yanlışlıkla değil, yalnızlıkla çıkmıştı dilimden…
Kalmayı geçtim de, sen gitmeyi bile beceremedin…
Her veda son bir bakış ister ya… sen o bakışı da unuttun…
Kaybettiklerim kaldı dilimde…
”gel” demeyi o kadar çok isterdim de…
Sen şimdi gidişinin hesabını yaparsın…
Bilirsin belki, tutarsız sevdim biraz…
Nöbet tutardım uykuma, düşlerim bozulmasın diye…
Bi an açılsa gözlerim gidişinin solgunluğu kaplayacaktı şafağımı…
En çokta gün doğumunu izlemeyi severdim, o tarafa gitmeseydin…
Acımı veriyor bilmiyorum ama sevmiyorum artık izlemeyi…
Şimdi daha bi keskin kokuyor sensizlik…
Nedense ihtiyacım olmadığı halde daha hızlı soluyorum bu aralar..
Ve sen hala gülüyorsun…
Ne demeliyim bilmiyorum bayan…
Bensizde mutlu oluyorsun ya…
Sen yoksun…
Daha bi dikkat çekiyorum…
Daha çok can çekişiyorum…
Sana ait olmayan gözler çevriliyor çehreme…
Yalan söylemediğimden belki, kimseye gitti diyemiyorum…
Kim bilir daha seni nerelerde yaşatıyorum…
Arada gülüyor gibi yapıyorum, inanlar bile oluyor…
Sövülecek yanını, ben hala seviyorum be kadın…
Sonra susuyorum, susturuluyorum…
Med-cezir hesabına düştük biraz…
Ben hep gelirdimde, sen yine giderdin..
İtiraz etmezdim…
Öyle olsun bayan…
Çok mu saftım yoksa çok mu kaptırdım…
Sahi ya uzun uzun gözlerine dalardım…
Ne bileyim işte bi vardın,
Şimdi yoksun…

Kahraman TAZEOĞLU – Şimdi Yoksun | Alternatif

Aşkın – Şimdi Yoksun – Kahraman TAZEOĞLU | Alternatif

Tarifsiz Hasret – Hayati Vasfi TAŞYÜREK

11 Eylül 2013 Yazan Cevher

Tarifsiz Hasret

Sevda ne demektir? Gönül şehrini,
Bir tatlı bakışa satmayan bilmez.
Yalnız gecelerin zalim kahrını
Hayale sarılıp yatmayan bilmez

Kimine gurbetmiş dağların ardı
Ölseydi mahşere çaresi vardı
Benim başımda ki dermansız derdi
Vefasız Dostları bitmeyen bilmez

Diyemem kaç sene, sayamam kaç ay
Unutmak mı? Unut demesi kolay
Bağrımda ki sancı nasıl bir olay
Yari ele gelin gitmeyen bilmez

Teselli kalmadı melalim için
Varsa örnek verin ahvalim için
Çektiğim çileyi bir zalim için
Gençliğini heder etmeyen bilmez. 

Hayati Vasfi TAŞYÜREK

Erkan PARLAK – Tarifsiz Hasret – Hayati Vasfi TAŞYÜREK | Alternatif

Olsan da Bir Olmasan da – Nurullah GENÇ

10 Eylül 2013 Yazan Cevher

Olsan da Bir Olmasan da

Artık görünmüyor mevsimde hüzün
Bulutlar bir garip rüyaya dalmış
Ufukta güneşi ağlatan yüzün
Bir mülteci gibi tenhada kalmış
Toprak yandı gülüm ,çeşmeler zehir
Şimdi bilsen de bir, bilmesen de bir

Kaç kere çağırdım seni öteden
Turnalar uçurdum gittiğin yere
Bin parça eyledin kalbimi neden
Ruhum bir başına düştü göklere
Bana tebessümle bakıyor kabir
Şimdi gülsen de bir, gülmesen de bir

Derdimin yangını sardı gökleri
Bir mahkum kanıyla aktı izlerin
Deniz ölesiye severken seni,
Neden gemileri yaktı gözlerin,
Yıkıldı yolunu bekleyen şehir,
Şimdi gelsende bir, gelmesen de bir

Yağmurun inceden yağdığı yere
Açan gül acı damıtır solar
Ağustos böceğı düşünce derde
İçine kuşların sevdası dolar
Ölü bir mahzene gömüldü kibir
Artık sevsen de bir, sevmesen de bir

Çatladı en kavi yerinden tohum
Kıvılcım düşürdü sulara gonca
Her akşam ölümü koklayan ruhum
Seni de kuşanır Hakan olunca
Bu yerde bilinir destanı kebir
Şimdi kalsan da bir, kalmasan da bir

Zaman ki ardımda pervane şimdi
Mekan defineler döktü yoluma
Fırtınadan umut bekleyen kimdi
Söyle deniz neden gömüldü kuma
Zindan çöktü gülüm kırıldı zincir
Benim olsan da bir, olmasan da bir

Nurullah GENÇ

Aşkın – Olsan da Bir Olmasan da – Nurullah GENÇ | Alternatif

Suhey YAYLA – Olsan da Bir Olmasan da – Nurullah GENÇ | Alternatif

Fatih YAŞATIR – Olsan da Bir Olmasan da – Nurullah GENÇ | Alternatif

Ebubekir Sıddık Yıldırım – Olsan da Bir Olmasan da – Nurullah GENÇ | Alternatif

Esma – Sümeyye Nur DURMUŞ

24 Ağustos 2013 Yazan Cevher

Esma

Rabbine ne şerefli, gidişin vardı öyle…
Ümmete örnek oldun, aleme ibret Esma.
Senden sonra minik eller de, vardılar şehadete.
Mazluma önder oldun, zalime lanet Esma…

Nasıl yaşadı isen, öyle verdin o canı
Müthiş tevekkülle baban, mektubunda anlattı
Ümmeti dert etmişsin, hürriyetmiş emelin
Bu şerefli gidişle, çok iz bıraktın Esma

Ne bilsin gafil senin, kalbindeki imanı
Nereden anlayacak, Aşk’a vardığın an’ı
17 yıl besleyip, büyüttüğün hayanı
Hayasıza tokat gibi, vurup ta gittin Esma

Ümmet ayağa kalktı, sen yere yığılınca
Gök kubbe lanet etti, o keskin nişancıya
Senin gibi bir çok cana, kıyan fil ordusuna
Gelecektir KAHHAR’ın, ebabilleri Esma

Sen kavustun Rabbine, nil oldu gözyaşlarım
Aklımızdan çıkar mı, o yangın bakışların
Sen babanın rüyası, ümmetin uyanışı
Şehitlerin sembolü, olup ta gittin Esma

İnşallah cennettesin, ikramlarla keyftesin
Çektiğin çilelere, bin bedel Kevser’desin
Sana bahşedileni, Allah bize bahşetsin
Diye yakardı alem,duyabildin mi Esma

Gidişinle bir lideri,milyonları ağlattın
Artık sen de ümmetin, kanayan yarasısın
Arş’a yükseldi senle, dualar ve amin’ler
Sen de cennetten Amin, diyor musun Ey Esma

Allah’ın va’dettiği, zafer elbet gelecek
Dünyada zalim zulüm,mü’minse sabredecek
Biz öldükçe bizlerin imanı dirilecek
Düğün gününde gördün,dertler bitecek Esma

Senin isminle bütün, Esma’lara bu sözler
Biliriz ki diridir asla ölmez şehitler
RAbbinin izni ile, belki bizleri izler
İzliyorsan affet bizi,biz uykudayız Esma

Selam olsun Filistine Suriye’ye Mısır’a
Gaye’miz İslam için, her fitneden cayana
Selam olsun zalime, boyun eğmeyen başa
Bundan böyle bir değil, tüm meydanlar R4BİA!

Sümeyye Nur DURMUŞ

Grup Genç – Sevdaları Yaşamak – Çocuk | Alternatif

Reşhalarımı Duy İstedim – Muhammed KUTSAL

24 Ağustos 2013 Yazan Cevher

Reşhalarımı Duy İstedim

Dokun istedim yüreğime
Mürekkebi ol istedim kalbimin
Kağıt’ı ol istedim yazmak istediklerimin
Masalsı bir hayatta,
Yaşadıklarım ol istedim
Düşlerimin rengi,
Ufuklarımın hayalleri ol istedim..
Ben seni sevdim
Ben sende olmak istedim
Sende bende ol istedim
Yavaşca gözlerime bak isterdim
Ürkekçe ellerime dokunduğunu hissetmek isterdim.
Nefesini yüreğimde duymak isterdim.
Kalbimi sana adadığımı itiraf etmek isterdim..
Gönül Reşhalarımı bir güvercinin kanadıyla sana fısıldamak isterdim.
Ellerine dokunabilmek için senden sevgi dileniyor avuçlarım
Hayalini kurduğum krallığımda prensesim ol isterdim..
Beyazlar içinde masallar diyarımda ben seni severdim..
Senin için yaptırdığım kumdan kalelerin, 
kamer seyrinde seninle bakışmak isterdim…
Ben seni sevdim
Ben sende olmak isterdim
Sende bende ol isterdim.
Destansılaşan sevda imparatorluğumda
Seni elde etmek için savaşan kral olmak isterdim.
Galibiyetle sana engel kaleleri yıkıp
Beyaz at üzerinde sarayıma gir isterdim.
Seninle ülkemin mutluluğu için mucidliği hayal ederken.
Tek icadımızın Aşk olmasını isterdim.
Dudaklarımdan dökülen edebiyatımın, her harfi sen ol isterdim.
Sevgimle okşadığım saçlarının, 
parmaklarımın arasından kayıp gidişini hissetmek isterdim.
Ben seni sevdim
Ben sende olmak isterdim
Sende bende ol isterdim.
Küçük juniorlarımız olsun.
Kumdan krallğımızın geleçek kral ve kraliçeleri olsun isterdim..
Halkımın dilinde destansı Kral Mecnun Kraliçe Leyla olalım isterdim..
Kötü kalpli cadılar bizi ayırmak için cenk etsede.!
Ben seninle bir ömür olmayı isterdim.
Ölümün yenilgisinde Aşkımızla ölümsüzlüğün simgesi olalım isterdim.
Hep ben isterdim
seninle olma isteğini bile isterdim
sen benim ben senin olsun isterdim
sen ve ben biz olalım isterdim.. 

Muhammed KUTSAL

Mitat GEZER – Reşhalarımı Duy İstedim – Muhammed KUTSAL | Alternatif

Esma’ya Mektup – Muhammed el-Biltaci

22 Ağustos 2013 Yazan Cevher

Müslüman Kardeşler Teşkilatı (İhvan) liderlerinden Muhammed el-Biltaci‘nin, Rabiatul Adeviyye Meydanı’nda düzenlenen darbe karşıtı gösterilerde keskin nişancıların kurşunu ile hayatını kaybeden kızı Esma el-Biltaci‘ye hitaben yazdığı mektup Rabbim şehadetini kabul eylesin, rahmeti ile kuşatsın. Bu kutlu yolda yürümeyi bizede nasip eylesin. Müslümanları muzaffer eylesin inş.

Esma’ya Mektup

"Sevgili kızım ve değerli öğretmenim…

Sana elveda demiyorum bilakis yarın görüşmek üzere. Başı dik tuğyana isyan ederek yaşadın. Tüm engelleri reddederek hürriyete sınırsızca âşık oldun. Bu ümmet, uygarlıkta hak ettiği yeri alabilsin diye onu yeniden diriltmek ve inşa etmek için sessizce yeni ufuklar arıyordun. Akranlarının uğraştığı işlerle meşgul olmadın. Her zaman derslerinde birinci olmana rağmen öğrenmeye olan açlığın dinmedi.

Bu kısa hayatta sohbetine doyamadım. Vaktim, mutlu olacak ve eğlenecek kadar geniş değildi. Rabiatul Adeviyye’de son kez bir araya geldiğimizde, "Sen bizimle olduğunda bile bizden ayrısın" diyerek bana olan sitemini dile getirmiştin. Ben de sana, "Bu hayat birbirimize doyacak kadar geniş değil. Birbirimize doyalım diye Allah’tan cennetinde bize bu sohbeti vermesini temenni ediyorum" demiştim.

Sen şehit olmadan iki gün önce seni rüyamda gelinlikler içinde gördüm. Bu dünyada eşi benzeri olmayan bir güzellikteydin. Yanıma sessizce oturduğunda sana, "Bu gece senin düğün gecen mi" diye sordum. Sen de "Düğünüm akşam vakitlerinde değil öğlen olacak" demiştin. Çarşamba günü, öğlen vakti şehit olduğun haberi bana ulaştığında, senin rüyamda bana ne demek istediğini anlamış oldum. Allah’tan seni şehit olarak kabul etmesini niyaz ettim. Ve şehadetin, bizim haklı olduğumuzu ve düşmanımızın da batılın ta kendisi olduğu inancımızı pekiştirdi.

Son vedanda yanında olamamam, son bir kez seni görememem, alnına son bir öpücük konduramamam ve senin cenaze namazını kıldırma şerefine nail olamamam beni derinden üzdü. Beni bunları yapmaktan alıkoyan, ölümden veya karanlık hücrelerden korku değil, uğruna canını verdiğin davayı (devrimin hedeflerine ulaşması) sürdürebilmekti.

Zalimlere karşı başın dik (göğsünü gere gere) direnirken gaddar kurşunlar göğsüne saplandı ve ruhun yüceldi. Ne kadar güzel bir azmin ve terbiye edilmiş bir nefsin vardı. İnanıyorum ki, sen Allah’a verdiğin söze sadakat gösterdin, Allah da sana verdiği söze… Öyle ki, şehadet şerefini bize değil de sana bahşetti.

Son olarak, sevgili kızım ve değerli öğretmenim…

Sana elveda demiyorum bilakis görüşmek üzere.. Buluşmamız, yakında peygamber ve ashabıyla birlikte Havz-ı Kevser’de olacak. Sonsuz kudret ve hükümranlık sahibi Allah’a yakın, O’nun nezdinde değerli ve şerefli bir konumda. Ayrılmamak üzere, birbirimize doyma temennilerimizin gerçekleşeceği bir buluşma…

Muhammed el-Biltaci

Dursun Ali Erzincanlı – Esma’ya Mektup – Muhammed el-Biltaci | Alternatif

Talha Bora ÖGE – Esma’ya Mektup – Muhammed el-Biltaci | Alternatif

Can DEMİRYEL – Esma’ya Mektup – Muhammed el-Biltaci | Alternatif

Efendim – Ahmet KARAKAYA

16 Ağustos 2013 Yazan Cevher

 

Efendim (Sultan-ı Nebî)

Kağıda dokunan kalemler seni yazınca hoştur
Senin olmadığın her zerre lüzumsuzdur, boştur
Sünnetine sarılanlar nede güzel bir kuldur
Sana aşık olan kalp ne yücedir efendim..

Senki af’lara vesile, şefaat edicisin
Dört kitabın yazdığı, müjdelenen Ahmet’sin
İlahi kelam ile cehaleti kaldıran
Hak’tan kurak gönüllere rahmetsin sen efendim..

İsminin tecellisi hasta gönüllere şifa
Varlığın nur’dur bütün zifiri karanlıklara
Rabbim meth etmişken seni yüce Kitapta
Hangi fani kelam layık olurki sana efendim..

Teninin kokusunu gülde arar bülbüller
Ayağının tozuna kurbandır tüm Müminler
Seni görmek uğruna canlarını verirler
Karen’li bir dost gibi özlüyoruz efendim..

Şükürler olsun Rabbimize, Seni bize gönderdi
Bütün Peygamberlerin imrendiği o ümmetinden eyledi
Hiç dinmedi özlemin, arz’dan arşa yükseldi
Aşkınla yanan kalplere tecelli et efendim..

Sen alemlere rahmet, ümmetine rehbersin
Yaradana Sevgili, Sultan-ı Peygambersin
Ey Ümmetine yetimleri korumayı emreden
Ahir zamanda bizi yetim bırakma efendim..

Mahşer günü insanlar birbirinden kaçarken
Cehennem tutuşturulup Hak Mizan kurulurken
Yüce Mevladan ümmetinin şefaatini isterken
Bu çiğ damlasınıda derya’ndan ayırma Sen efendim… 

Ahmet KARAKAYA

Ahmet KARAKAYA – Efendim | Alternatif

Ben Sana Bunun İçin Gelmemiştim – Ergun EVREN

01 Ağustos 2013 Yazan Cevher

Ben Sana Bunun İçin Gelmemiştim

Ben sana bunun için gelmemiştim oysa.
Bunun için vurmamıştım kapına durmadan
Bağışlamamıştım tüm geçmiş sevgileri.

İnsanı 7:30’larda boğmak değil de ne bu?
Sensizlik çıkmazına uzanması değil de ne kollarımın?
Ben sana bunun için gelmemiştim.
Hayata seninle başlamamıştım.

Aynı şeyleri duyup söyleyememekti belki bu.
Belki de sen değildin, bendekisen…
Tanrı ve şiir de yetmiyor bir yerde görüyorsun.
Ve tutup susuyorsun ve susuyorsun.
Ve yok oluyorsun ve gidiyorsun.
Ben sana gitmek için gelmemiştim.

Şiir gibi ağrılı bir şeydi içimde.
Seni tutamayacağım artık.
Gözlerim yanıyor, bin türlü yalan geliyor aklıma.
Sonra sen…
Ben sana bunun için gelmemiştim.
Bunun için yitmemiştim, içinde gözlerinin.
Işık ışık kaldırımlara dökülüşümüz bunun için değildi.
Bu değildi sencil evrenine ulaşmak mutlulukların.
Ben sana bunun için gelmemiştim.
Bunun için yakmamıştım sahil fenerlerini.
Bunun için beklememiştim.
Ben sana bunun için gelmemiştim.

Kaç sözcük şimdi kalan dudaklarımda?
Bir eski şiir müsvettesi gibi yırtılıp atılan
Harap bir şehirden kalan eğlence yerleri gibi.
Her gece, her gece izmaritlerle göz göze.
Her gece, aynı yerde, aynı sandalyenin beni beklemesi.
Seni bunlar için yaşamamıştım ben.
Bunlar için istemedim.
Ben sana bunun için gelmemiştim.

Şimdi bir ömre yetecek unutmak olacak aradığımız.
Kendimizden başkasını öldüremeyiz aslında.
Yalan o!
Işığına eğildiğimiz gözler sönüyor görüyorsun.
Gözlerinsiz de oluyor, bir yerde bakıyorsun.
Bir yerde sensiz bile, senin sevgilerinsiz bile…
Bu mutsuz, bu Tanrısız, bu kapkara, bu sen…
Ben sana bunun için gelmemiştim.
Ben bütünümle geliyordum, geliyordum gelirken..
Mutluluğu bölüşmek vardı oysa..
Akşamları bölüşmek, gözlerini bölüşmek, dudaklarını bölüşmek..
Bir yerde ölümü bile bölüşmek vardı.

Ben sana bunun için gelmemiştim.
Direklerin altında oturmak insanca değil.
İnmeye başladık merdivenlerden ama doluyum.
Ellerim yadsıyamaz, avuçlarım yadsıyamaz.
Bir soluk alıp vermekti, bir yaşamaktı,
Bir arzulamak, alışmaktı aslında.
Biraz da..
Basit şeylerdi, büyütüyorduk gözlerimizde.
Küçücük sonuydu başlangıcımızın.
İşte küçücük, işte bitti merdivenler.
İşte içindeyiz o büyük akıntının istemesekte.
Gidiyoruz, uzaklaşıyorsun, küçülüyorsun, basitleşiyorsun.
Tutamıyorum seni.
İşte ellerim boş!
Onlara benziyorsun, önleyemiyorum.
Ben, bunun için gelmemiştim sana.
Ben, bunun için gelmemiştim.
Bunun için gelmemiştim.

Ergun EVREN

Hakan BOYNUEĞRİ – Ben Sana Bunun İçin Gelmemiştim – Ergun EVREN | Alternatif

Başın Sağ Olsun Yüreğim – İsmail SARIGENE

24 Temmuz 2013 Yazan Cevher

Başın Sağ Olsun Yüreğim

Kağıttan gözyaşlarımı astım penceresizliğime.
Öyküsüzlüğümü içiyorum su niyetine.
Gecenin karanlığını sıvazlıyorum
Senin gözlerin diye.
Olmuyor,
Dudaklarındaki hiçbir cümleyle yıkanmıyor
Toz toprak kokan düşsüzlüğüm.
Sevda alfabesine adak diye niyetlenmiş
Hiçbir cümlede sevdaya kurban edilmemiştim oysa.
Yalnızlığın kollarında can verdi sevdam.
Körpe umutlarımın paçalarını sıvazladım,
Usulca yatırdım musallaya yüreğimi.
Kendi ellerimle kefenledim cümlelerimi yokluğunla ve
Saf tuttum kendi cenazemde,
Sevda niyetine.
Sana ait tüm cümlelerimi ezberden son kez okudum.
Önce sensizliğe,
Sonra varlığına selam verip
Helalleştim yüreğinle.
Ve bir ikindi vakti kendi ellerimle
Yalnızlığının kara toprağına defnettim
Yarım cümleyi geçmeyen sevdamı.
Aşkın ruhuna bir yalnızlık daha.
Helal-i hoş olsun.
“ Başın sağ olsun yüreğim “
Ayrılık sağ olsun..

23 Temmuz 2013

İsmail SARIGENE

Fon Müzik: Hasan Cihat Örter – Perdesiz Aşk – Ağlama Annem | Alternatif

Fatih YAŞATIR – Başın Sağolsun Yüreğim – İsmail SARIGENE | Alternatif


Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine ait olup sahibi istemediği takdirde yayından kaldırılır.
Kaynak belirterek alıntı yapabilirsiniz.
Tarım ve köy işleri bakanlığınca onaylanmış uyku ilaci olan Shiffa Home sizi mışıl mışıl uyutur.

Siir Fm | Fon Müzikleri | Bedirhan Gökçe | Kahraman Tazeoğlu | Şiir BUL | Sitemap
Copyright © 2007 - 2015 SiirFm.COM