ARAMA SONUCLARI

Yemenli Onbir Kadının Hikayesi & Ümmü Zer – Dursun Ali Erzincanlı

14 Mart 2013 Yazan Cevher

Yemenli Onbir Kadının Hikayesi & Ümmü Zer

Şiir gibi bir ev
Yeryüzünün en saadetli evi
Efendimiz ve aişe annemiz..
11 kadının hikayesini anlatıyor annemiz
Yemenli, 11 kadının hikayesi
Bu kadınlar bir araya gelmiş
Kocalarının hallerini anlatıyolar
Ama önce kesin söz veriyolar
Hiçbir şey gizlemeyecekleri hususunda
Ve birinci kadın başlıyor..
Benim kocam yalçın bir dağın başındaki zayıf bir deve gibidir
kolay değilki çıkılsın
semiz değilki götürülsün,
sert mizaçlı huysuz, gururlunun tekidir
ikinci kadın anlatır..
ben kocamın kötü huylarını anlatmak istemem ,korkarım
eğer anlatmaya başlarsam büyük küçük herşeyini söleyip
geriye hiçbir şey bırakmamam gerekir
buda kolay değil, vakit yetmez
sıra üçüncü kadındadır
oda kocasının kötüler
benim kocamın boyu uzundur ama aklı kısa
konuşursam boşanırım
konuşmazsam muhallakta kalırım
dördüncü kadın kocasını över
benim kocam tıhame gecesi gibidir
ne sıcaktır ne soğuk
ne korkulur nede usanılır
söz beşinci kadındadır
kocam içeri girince pars
dışarı çıkınca arslan gibidir
bana bıraktığı ev işlerinden hesap sormaz
altıncı kadın anlatır
benim kocamda yedimi üst üste katlayıp yer
çok yer, içtimi sömürür
yiyip içmekten başka bişe düşünmez
yedinci kadın bir ahhh çeker..
benim kocamın işi sadece beni dövmektir der
başımı yarar, vücudumu yaralar
bunları yapmak içn eline ne geçerse kullanır
sekizinci kadın kocasını tavşana benzetir
Ve bir cümle ile anlatır
güzel kokulu bitki gibi hoş kokar
dokuzuncu kadın anlatır
benim kocam boylu posludur
evi rahattır
ocağının külü çoktur
evi meclis gibi bir adamdır, misafir perverdir
onuncu kadın anlatır
benim kocam da maliktir
akıl ve hayalinizde geçen her hayra maliktir
onun çok devesi vardır
develer, kesilmek üzre bekletilir
Ve söz..
onbirinci kadındadır
söz ümmü zer dedir
kocam ebuzerdi
amma ne ebuzer..
ebuzer beni şîk denen bir dağ kenarında
bir miktar davarla geçinen bir ailenin kızı olarak gördü
kulaklarımı ziynetlerle doldurdu
beni hoşnut kıldı
kendimi bahtiyar ve yüce bildim
beni atları kişneyen, develeri böğüren
ekinleri sürülüp daneleri harmanlanan
müreffe ve mesut bir cemiyete getirdi
ben onun yanında söz sahibiydim
hiç azarlanmadım..
akşam yatar, sabaha kadar uyurdum
doya doya süt içerdim.
Bir gün ebuzer evden çıktı..
Her tarafta süt tulumları yağ çıkarılmak için çalkalanmaktaydı
Yolda bir kadına rastladım
Kocam bu kadını sevmiş olacak ki
Beni bıraktı, onunla evlendi
Ondan sonra;
Bnde bir başkasıyla evlendim
Oda iyi bir adamdı, bu kocamda bana ;
Ey ümmü zer ye, iç yakınları ihsanda bulun derdi
Buna rağmen
Ben bu ikinci kocamın bana verdiklerinin
hepsini bir araya toplasam
Ebu zerin en küçük kabını dolduramaz……
Yemenli onbir kadının hikayesi bitmişti..
Efendimiz..
Aişe annemize gülümseyerek baktı
Eyy aişe.. ben sana ebu zer in ümmü zere nispeti gibi
Şu farklaki..
Ebu zer ümmü zeri boşadı
Ben seni boşamıcam.. biz beraber yaşıcaz
Aişe annemiz, ya resulallah dedi..
Beni nasıl seviyorsunuz ?
Efendimiz..
Yine tebessümle cevap verdiler..
Eyy aişe
İlk günkü gibi..
KÖRDÜĞÜM gibi…

Dursun Ali Erzincanlı

Dursun Ali Erzincanlı - Yemenli Onbir Kadının Hikayesi & Ümmü Zer | Alternatif

Fon Müzik: En Sevgiliye 8 – Ümmü Zer | Alternatif

Bir Nur Yaratıldı – Ümit DEMİR

26 Şubat 2013 Yazan Cevher

Bir Nur Yaratıldı

Bir Nûr Yaratıldı, Kâinata Rahîm Olanın Rahmetini Muştulayan.
Selâm Olsun O Müjdeciye!
Ve gözlerin düşer gecelerime!
Gözlerin düşer, gecelerde üşüyen yüreğime.
Gözlerin, kâinattaki her bir zerreye düşer tek tek, hakikâti gösteren bir nûr olarak.
Rahmân ve Rahîm olanın mâhlukata bir büyük ikrâmıdır siyah gözlerin.
Ki onlardır zulmeti nûra çeviren, nazar kıldığı yerde güller bitiren…
Ve bir bakışıyla âlemi âşka doyuran!
Hamdolsun bizi bir çift siyah gözde âşka düşürene!
Hamdolsun, seni kendine "sevgili" eyleyene!
Seni en güzel şekilde terbiyene edene hamdolsun.
Hamdolsun sana hikmeti verene, sana kitabı indirene,
seni âlemlere uyarıcı olarak gönderene…
Seni bize peygamber; bizi sana ümmet edene hamdolsun!
Ve hamd yalnız O’na olsun!
Ey Nebî; sana, zaman denilen mâhluku sıyırarak aradan,
mahcubiyetle, hasretle ve elbette muhabbetle sesleniyorum, haddim olmayarak.
Seni anlayabilme nimetinden beridir,
görmeden sana inanıp bağlanmanın hadsiz hesapsız şerefini ve saâdetini tadıyorum,
şükür ile…
Benim gibi belki kâinat da senin gelişine hiçbir zaman şâhit olamadı.
Âlemlerin nefes alışı belki senin hilkâtinle başladı.
Senden aldı sanki melekler zârafeti; senden aldı ahlâk, letâfeti…
Ve olacaksa bu arzın hüsranı, seni unutup yitirmekten…
Rabbinin nûrundan bir ziyâ idin sanki.
Hiçbir şey bilmezken seni, belki sen Rabbinin "Ol" emrindeydin!
Âdemin tevbesindeydin, İbrahim’in duasında…
Nuh’un gemisindeydin, İsa’nın müjdesinde…
Ey Nebî, sen teşrif edince yeryüzüne,
zaman belki yaratılışından beri en güzel, en mutlu ânını yaşadı.
Çünkü Âlemlerin Rabbinin "Habibim" dediği o mukaddes nûrunun gölgesi düşüvermişti arza.
Şerefine bu olayın, yer gök bayram etti. Nice küfür sarayı yıkıldı,
nice küfür ateşi söndü zuhûrunun hürmetine, zuhûrunun haşmetiyle…
En çok Rabbin sevmişti seni.
Sen de en çok O’nu…
Sonra melekler sevdi seni, kanat gerdiler sana,
başının üzerinde rahmet bulutu oldular kimi zaman…
Ve sonra insanlar!..
Ne güzel dostların vardı senin ey Nebî!
Seni canından çok, her şeyden çok seven…
Sen güneşsen onlar ışığını senden alan yıldız oldular karanlık gecelerimize.
Sen son peygamberdin, sen Allah’ın Habibiydin!
Daha ötesi nedir ki?
Ve gelince vakit, bırakıp nûrundan bir parça bize, sen Refîk-i Âla ile vuslâta erdin.
Bize ise hep hüzünler düştü ey Nebî!
Bir boşluktu sanki senden ayrı kalmanın sonu!
Halbuki ne "zaman" açabilirdi seninle aramızı,
ne de sonu toprak bir beden yakınlaştırabilirdi seninle bizi; farkedemedik…
Bilemedik! Senin o siyah gözlerinin nûru bir miskinin,
bir fakirin gözlerinde saklıymış meğer; göremedik…
Bilemedik! Senin ellerinin sıcaklığını hissedebilmek için bir yetimin başını okşayabilmek yetermiş; düşünemedik…
Ve yine bilemedik ey Nebî; seni sevindirmek, senin gönlünde yer edinebilmek,
karanlıklar içerisinde kalan bir kalpte sevginin ateşini yakabilmekmiş; beceremedik…
Yolda kalmışlığımızın, şaşıp durmuşluğumuzun kusuruna bakma ey Nebî!
Hani sen kral gibi değil de kul gibi yaşayan bir peygamber olmayı tercih etmiştin.
Sıkıntı, ezâ, hüzün…
sanki senin en yakın yol arkadaşlarındı.
Bir gün tok olursan bir gün aç olurdun.
Ve hani yatışsın diye açlığın, bir değil de iki tane taş bağlamıştın ya mübârek karnına!
Biz de sanki gönlümüze sayısız taşlar bağlamışız ey Nebî, seni unutmamıza sebep olan…
Sanki, sana muhtâç ruhumuzun üzerine demirden ve betondan yaptığımız gökdelenlerle koca bir şehir inşâ etmişiz de seni anmak istersek, seni bulmak istersek o şehrin sokaklarında kaybolup değil seni, kendimizi dâhi unutalım, bulamayalım diye!
Ey Nebî, nefesini ver bize!
Nefes ver sensiz kalmaktan, seni hatırlayamamaktan kurumuş gövdelerimize!
Nefes ver ki dile gelelim ve dem vuralım firâkından…
Nefes ver ki bize yeşersin gövdemiz, gülzar olsun bedenimiz…
Nefes ver bize; bitsin artık bu asırlardır süren ümmetinin kara kışı;
nefes verdiğin baharları teneffüs edelim senin kokundur diye, kokusu sensin diye…
Ey Nebî! İçimdeki hüznümü hasretine adadım…
Ne zaman sensizliği tüm hücrelerimle hissedebilsem takatim kalmıyor.
Nefesim kesiliyor da, kanım donuyor.
Ey Nebî, yolda kalmışlığımızı yüzümüze vurma n’olur!
Pürkusur hâlimizle gelip de aklayamazsak kendimizi mizanda,
bizi önce sen sitemli gözlerinle utancın nârına atma, n’olur!
Ey Nebî! Seni yaratılmış tüm zerreler miktârınca sâlat ve selâmla anıyoruz; utanarak…
Ey Nebî! Şefaâtini umarak…
Allah’ım! Peygamberimiz Muhammed’e, âline ve ashâbına selâm olsun…
Allah’ım! Sen peygamberimize vesîleyi ve fazîleti ihsân et.
Ve onu vaad ettiğin Makâm-ı Mahmûd’a eriştir.

Ümit DEMİR

Ali Haydar ÇEKEREK – Bir Nur Yaratıldı - Ümit DEMİR | Alternatif

Seviyorum Seni – Nagehan ÖZTÜRK

19 Şubat 2013 Yazan Cevher

 

Seviyorum Seni

Günler güz yaprakları gibi birer birer dökülürken ayaklarımın dibine ,
ben her gece karanlığa dikip gözlerimi senin aydınlığını bekledim.
Sen yoktun…

Binlerce adım attım bu kentin sokaklarında.
Her köşeyi , her parkı , her ağacı ezberledim.
Sevdaya bulanmış her kaldırım taşında senin adını aradım.
Sen yoktun…

Evlerin duvarları birer birer üzerime yıkıldı.
Her bir hücremin acısını ta yüreğimde hissederken,
beni enkazın altından çekip alacak elini aradım.
Sen yoktun…

Özlem şarkılarını ezberledim.
Kimini bağıra bağıra , kimini fısıltıyla söyledim.
Karanlığa haykırdım hasretimi.
Sesimi duyacaksın diye bekledim.
Sen yoktun…

Senden gelecek bir tek haberi bekledim.
Saatler geldi , geçmedi.
Çalan her telefonu yüreğimin deli bir çağlayana dönen atışlarıyla açtım.
Senden başka duyduğum her seste hep aynı hayal kırıklığını yaşadım.
Onlar beni duymak istiyordu , bense seni.
Sen yoktun…

Seni aramaktan yorgun düşmüş bedenimi karanlığın kucağına uzattım her gece.
Bir an önce sabah olsun diye uykunun beni çekip almasını bekledim , olmadı.
Kaç kere sabahı ettim gözlerimi kapamadan.
Kaç gece merdivendeki ayak seslerini dinledim gelen sensindir diye.
Sen yoktun…

Her yağmurla birlikte hüzün de yağdı bu kentin üzerine.
Bulutlar yalnızlığın işaretiydi benim için.
Islatan yağmur olmadı , ben senin özleminle sırılsıklamdım her mevsim.
Hayat merhaba dedi bahara çiçek çiçek.
Uzun kıştan sonra gelmez dediğim göçmen kuşların dönüşünü gördüm.
Sen yoktun…

Her istasyon , her otogar adresim oldu.
Bir trenden inersin sandım.
Otobüslerdeki her yolcuya sensin diye baktım.
Yada yolculuklara vurdum kendimi , kimsenin uğramadığı köylere ,
adı duyulmamış kasabalara gittim.
Senden bir iz aradım.
Sen yoktun…

Denizin sonsuz maviliğine umut bağladım.
Kıyılarda tükettim bekleyişlerimi.
Hep sensiz gemiler geçti limanlardan.
Ben gemicilerin hasret türkülerine eşlik ettim.
Sen yoktun…

Gözümden bir tek damla yaş akmadı.
Onlar sana aitti , sana kalmalıydı.
Kimselere söyleyemedim acılarımı.
Bekleyişimin öyküsünü kimselere anlatamadım.
Nice fırtınalar koptu yüreğimde , dalgalar dövdü hayallerimi.
Sığınacak bir liman , yaslanacak bir omuz aradım.
İçimi dökecek bir insan aradım.
Sen yoktun…

Her gece ay paramparça oldu.
Her gece yıldızlar birer birer düştü sokaklara.
Yıldızları saçına takıp gelmeni bekledim.
Ayı avucunda bana getirmeni bekledim ve bir güneş gibi doğup aydınlatmanı bekledim bu kapkara dünyamı.
Ama… Sen yoktun…

Nagehan ÖZTÜRK

Ali Haydar ÇEKEREK – Seviyorum Seni – Nagehan ÖZTÜRK | Alternatif

Seni Sevmek – Mert ÖZTUĞ

12 Şubat 2013 Yazan Cevher

Seni Sevmek

Uzun zamandır hasret kaldığım bir aşkın başlangıcıydı seni tanımak. Süzülen yaşlarıma gözlerimin de dayanamayıp isyan bayrağını çektiği gündü. Her şarkıda söylenen o güzel sözlere aldanmıştım, belki de hiç yaşamadığım bir duyguydu aşık olmak için beni sana çeken. Gecelerin nasıl sabaha kavuştuğunu, uzun bir dalıştan sonra nasıl kaybolduğunu anlayamamaktı sönen yıldızları izlemek. Başağrılarının suçuydu beklide şafağın söküşünü beklemek.

Sebepsiz yere duygulanmak için zorlamıyordum kendimi, başımda olmayan bir belaya bulaşmak gibi. Her defasında hüzünlenip, çektiğim sigaranın dumanında aradığım, olmayan bir aşkın tesellisiydi yaşadıklarım. Nasılda kaptırmışım kendimi, hafızasını yitiren bir delinin saçmalıklarıydı bütün uğraşım. Konuşmaya çalışanları, uzaktan gelen bir uğultu gibi algılamak değildi niyetim. Gözleri görmeyen bir insanın gözünden dünyaya bakmak, tedavisi mümkün olmayan yatalak bir hastanın ölümü beklemesi gibiydi sakinliğim. Arada bir hırçınlaşarak anlam veremediğim, sert duvarlara çarpıp tekrar dönen bir haykırıştı çaresiz isyanım. Soluk soluğa kalmışçasına konuşamamak, her an duracakmış gibi çarpan kalbimi sakinleştirmeye çalışmaktı bütün savaşım. Gördüğüm, fakat ne olgunu anlayamadığım, hiç tanımadığı bir insanla beraber olmak için, sayısız zahmetlere katlananlara alaycı gülüşlerle baktığım zamandı seni tanıdığım gün.

Çevredeki tehlikeyi, fark etmeden hayatını sürdüren. Berrak bir suya dokununca dalgalanan, ürkek bir ceylan gibiydi yüreğim. Cevapsız soruların biriktiği, boş tren vagonlarının, defalarca gereksiz yere gidip gelmesiydi seni tanıdığım gün. Ellerini tutmak, gözlerine bakmak, sesini duymak, anlamı olmadan kurulan cümleleri teker, teker karıştırmaktı beklide. Sana ulaşmak biriken hasretin yıllar sonra canlanmasıydı. Yazdığım, fakat sebebini bilmediğim nedenlerden dolayı canlandıramadığım hayat sahnesi gibi. Gösterdiğim gayretin, çektiğim eziyetin boşa gitmesi değildi seni sevmek. Hiç bir engelin karşı koyamadığı kararlarıma sayısız savunmaları denediği bir zamanda. Duyduğum bu güzel duyguların saf ve masum bir sevgiyle güçlendiğini anladığımda. Delilerce her gece sayısız belalara bulaşıp ta, karakollarda sabahlamak gibi bir hayatın köklü değişimine neden olması. Güzel bir hayatın başlangıcıydı seni sevmek.

Eli kanlı olduğum insanlara dahi tebessümle bakmaya başlamaktı seni sevmek. Yargısız infazları ortadan kaldırmak, asice meydan okumak vardı bütün haksızlıklara. Ve sonunu düşünmediğim amacı olmayan sebepsiz kavgaların ortasında kendimi bulmaktı yaptığım tek şey. Geri dönüşü olmayan yavaş yavaş ellerimden kayıp giden gençlik yıllarımın değer kazandıgı bir anda. Farkında olmadan değişen bir hayatın başladığı mutluluk günlerine alışmak çok ta zor değildi aslında. Gözlerine bakarken geleceği görmek, tebessümünde samimiiğin bana verdiği özgüveni anlamak, yaşadığım en büyük heyecanın ve tedirginliğin sebebiydi.
Alaycı gülüşlere verilebilecek en doğru söz olması gerekiyordu seni seviyorum diyebilmek. İnadına haykırmak özgürce yaşamaya benziyordu, sorgusuz, sualsiz ve karışan kimsenin olmadığı bir birlikteliğin eşsiz güzelliğini fark etmek en değerli hediyeydi şimdiye kadar aldığım.

Şu sıralar cok alıştım sana, seni bana hatırlatan her şeye defalarca bakmak istiyorum, Senin geçtiğin yollarda yürümek kokunun sindiği elbiselerini defalarca koklamak, rüzgarın esintisinde dalgalanan saçlarını okşamak, delice sokağa çıkıp seni seviyorum diye haykırmak istiyorum sana olan sevgimi. Vazgeçmeye seni kaybetmeye hiç niyetim yok sevdiğim. Kim ne derse kim ne söylerse söylesin. Seni çok seviyorum ve sen benim vazgeçilmezim, yarınımı süsleyen tek hayalimsin..

Mert ÖZTUĞ

Fon Müzik: Özer ARKUN – Masum Aşk | Alternatif

Üftade – Eda / Nüveyba

05 Şubat 2013 Yazan Cevher

Üftade

soluğuma bitişiktir bülbül
ben esrarengiz bahçelerin gülüyüm, dalımda atışan çiğ taneleri
ateş hattında söz,
şiir, yerle gök arası!
Kar taneleri öykünür içimdeki alaza
İlhamım vefasız bir tarihte, inim inim, üftade!
kana davetiye çıkaran hatıralar mıdır her yağmur sonrası?
Bir sarsıntı yokluyor içimde, yerini
El yordamıyla bulunması mümkün bir yanım yoktur
Yoktur bu şehrin kalbinde yerim!
Kar krizinde sermayem un ufak edilir
Bir devin alnı değmez sanma yere
Sanma ki kabuk tutunca yara noktalanır içte acı, içte kahır!
Sular çekilir… Fer söner… başımda duman, aklımda hayalin kalır!
Baran kokusu okşar yüreğimi
Hilekâr ataklara geçerim
Yakalarım sözcükleri en teşne yanlarından
ve
Arz-ı halim küçük harflerle büyük bir ah’ın tercümesini yazar
Müftehir söylemlerim olur, adın besmelemdir!
Mevsimler sana uğrar ilkin,
İlk kar senden yağar
Acımtırak teselliler yontmaz hüznü üftade!
Bilirsin,hiçbir resim aslının yerini tutmaz
Hiçbir renk seni siyah kadar anlatmaz!
Melaline üşüşürse acemi dilmaçlar
Bırakma üftade… açmasınlar bağrını
Saçlarını çözen ademin sırrına mahzar olur
Buğdayın ve unun / kalemin ve nunun ah’ı tutar seni
Bırakma üftade… çizmesinler resmini!
Hançer bulunca kalbimi sanma ki biter vaveylâ!
Gölgesinde erguvanî filizler uyuklar gecenin
Bereket pek yakında…
Bilmezsin, ellerim kutlu bir belaya kurban gider
Gün gelir, günüm gelmez, vurgun vurgun ömrüm gider!
Görmezsin üftade, görmezsin!
Kuş katarları darp izleri taşır kına kokulu bayramlara
Kar üful eder aklımın en mülayim mahalline
Değer günışığı letafetine senin
Kara karanlık gecelerle ayrılır yolun
Değer cihanı sersem önüne değer üftade
Ensiz, çapsız bir tebessümün için…
Sonrası gençlik düğümü gibi gelir
Kar değer saçıma, ellerime… ellerime…
Bu devinim bengidir!…
Bu yara mekkî..
Dili yok sancının … vuslatın üvey geçmişinde ismimiz yok
Bu hikayenin sonunu merakla bekliyor kır gelinleri
Üftade! Al da kır vaktin ikindisini
Kalandan kime ne? / derdi gören gidiyor
İçini dök semanın kuşağına
Kan şerbeti kaynat ve yıka nehirlerin gümrah sesini
Temiz bir sayfa aç ömründe, bilmediğin bir yöne ver mürekkebini
Beni de unutma, unutma üftade!
İnsan bilmedi mi ‘zamansız geldi’ diyor ölüme
Oysa ölüm insanın önünde, eteğinde
Aşkıma yürüyor çağın kan erbabı
An, öldüğün mevsimi hatrıma taşıyor
Böyle çığ gibi büyüyen tebliğ elbette karadır
Ben alıştım insicamsız hayatıma
Senin yolmaya yeltendiğin gülleri şimdi yedi kat el kokluyor üftade
Bu ne yaman haldir…
Bu ne derin bir uyku!
Recm edilmiş bir günahın semeni böyle ağır ödenmemeliydi?
Neden hâlâ açmıyor gökler?
Hüsn-ü tahlil değil aleni gerçektir bu
Nüzul değer naz çiçeğine
Kargışların isyanı lâl olur
Sen gelirsin üftade, ülfetinle
Kaktüs suya kanar, soylu bir kıyama hazırlanır kainat
Kuşlar sütkırı özgürlüğü kanadına sarar
Sen gelirsin üftade,
Gözü pek civanlar serilir yoluna
Livası sende durur aşk-ı beyzi’nin
Hüsn-ü tahlil değil elzem olan kazadır bu
Suyun kaderinde sen varsın
İncirin çekirdeğinde sen, üftade!
Ben naçar çağırırım seni
Ses etmezsin ötelerden bunca feryada karşın
Dedim ya sonrası gençlik düğümü gibi gelir…
Kar değer saçıma… adresime… adresime…
Kerem etmez hiçbir cellat elindeki kadere…
Bunu en iyi sen bilirsin üftade!
Nuveyba!

Eda / Nüveyba

Ahmet KARAKAYA – Üftade – Eda/Nüveyba | Alternatif

Çocuktuk – Serkan UÇAR

21 Ocak 2013 Yazan Cevher

Çocuktuk

Çocuktuk,
Küçücük ellerimizle, çamurdan,
Kocaman kamyonlar, atlar yapardık,
Sonra bindirirdik düşlerimizi,
Alabildiğince sınırsız.
Olabildiğince uzak,
Belki, daha önce keşfedilmemiş,
Belki, keşfetmeye geç kaldığımız.
Uzak diyarlara gider, gelirdik,
Gittiğimiz her yer, bizim bilirdik.

Denize girerdik,
Kıyısı olmayan uçsuz, bucaksız,
Gökkuşağının peşinden koşardık,
Yıldızları sayardık geceleyin,
Güneşin doğuşunu izlerdik bir kayadan,
Ve batışını.
Çiçekli bir bahçede sere serpe yatardık.
Biz bu güzel şeyleri, hep düşlerde yaşardık.

Düşlerimizden, soyunduğumuz zamanlarda,
Yine, o tozlu köyü sevmekti tek gerçeğimiz,
Mecburi.

Çocuktuk,
Zengezur dan, Doğubeyazıt a yürürdük,
Yırtık çoraplar içinde, üşürdü ayaklarımız,
Sırtımız parkasız,
Kar-beyaz oluyordu, saçlarımız,
Avuçlarımızı ovar,
Donmamak için türküler söylerdik,
Bağıra, bağıra,
Acı dan ve sancı dan.
Sonra, bir bölük asker misali koşardık,
Koro halinde tekrar,
”Ay akşamdan ışıktır, yaylalar, yaylalar.”

Her sabah aynı iştahla yürürdük.
Yol biter sabrımız hiç bitmezdi.

Beslenme çantamız yoktu,
Naylon poşet içinde, iki dilim katıksız ekmeği,
Kimse görmesin diye kitaplarımızın içine saklardık.
Zira, arkadaşlarımız görürlerse,
Ayıplarlar endişesi hakim di.

Çocuktuk,
Yoksul ailelerin çocukları.

Titrek alevli gaz lambaları,
Yarınlarımıza ışık tutardı,
Yanabildikleri, dayanabildikleri kadar,
Çoğu zaman, tasarruf olsun diye sobayı yakmazdık.
Yine de başımız dik ti, boynumuzu bükmezdik.
Ayakkabılar bir numara büyük,
Elbiselerse birkaç beden geniş,
Bir sonraki sene giyilsin diye,
Bir önlüğü, en az üç kardeş giyerdi sırayla.
Yoksulluk,
Kurşun gibi içimize işlenmiş,
Ve biz o kurşunla yaşamayı çoktan öğrenmiştik. 

Ve yine, her şeye rağmen,
Düş kurmaya devam ediyorduk, boyumuzdan büyük.
Umudun yakasını hiç bırakmıyorduk.
Mısra mısra büyüyor,
Kocaman birer cümle oluyorduk.

Siyah beyaz bir dünyada,
Rengareng çiçekleri,
Pembe, pembe yanaklarda gülüşleri
Tarlalarda başakları,
Gökyüzünde, güvercin sürülerini düşlemek.
Gerçek olmayacak düşler değildi. 

Serkan UÇAR

Bedirhan GÖKÇE – Çocuktuk – Serkan UÇAR | Alternatif


Hakan BOYNUEĞRİ – Çocuktuk – Serkan UÇAR | Alternatif

Unut Şiirlerimi – Alican SOFU

17 Ocak 2013 Yazan siirfm

Unut Şiirlerimi

"öldüm"
öldürene armağandır bu son sözlerim,

Oysa, sana dair içimde kuracağım o kadar mutlu cümleler vardı ki.
Mesela hayalini kurduğumuz yuvanın bahçesine senin sevdiğin çiçekleri ekecektim.
Sen gittikten sonra ben hep bunları hayaliyle iç çektim!
Öyle fazlada gülemedim,
Bilirsin ya sadece yazmayı becerirdim.

Kuru kalabalık cümlelerim olurdu sana dâir,
Ama hepsini yüreğimde harmanlayıp bir ederdim şiirlerimde.

Şimdi senden kalma tüm eşyaları bir çekmeceye koydum.
Bazen açıp derin derin dalıyorum.
Hele bana ördüğün o atkıyı sakladığım yerden hiç çıkaramıyorum!
Alsam bir kere elime, koklasam.
Ölürüm diye korkuyorum.

Ben her 3 kasım yaklaştığında,
Beni o ilk bıraktığın günün acısını yaşarım,
Senden emanet o kadar hatıra varki bu şehirde,
Bilmiyorum nerelere kaçmalıyım, nerelerde yaşamalıyım.

Neyse sevgili,
Unut şiirlerimi.
ve yırt at her seferinde sana geldiğim otobüs biletlerini.

Alican SOFU

Alican SOFU – Unut Şiirlerimi İndir | Alternatif

Kaside-i Bürde – Kab bin Zuheyr

16 Ocak 2013 Yazan Cevher

Kaside-i Bürde

Yurdundan koparılmış gözleri sürmeli yaralı bir ceylân gibi
Suat’ı alıp götürdüler. Gönlüm öyle kırık ki!
Gönlüm, azat nedir bilmeyen bir köle örneği ezgin.
Tan vakti Suat göçtü buralardan. O ne mağrur bakışlardı Rabbim ve ne müstağni.
Suat ki boyu altın ölçüde; önden bakılınca zarif nahif, incecik belli,
tombul görünüşlü arkadansa, arka çizgileri bile belli.
Gülerken dişlerinde kar yağar gibi bir kış aydınlığı ,
Öyle beyaz, onları şarapla yıkıyorlar durmadan sanki.
Vâdi açık. Kuşluktur. Çakıllarda kuş sesli serin sular.
Kuzey yelleriyle serin sular gibi saf ve ışıklı Suat’ın ağzındaki.
Süpürürse rüzgâr nasıl üstündeki bulutları, nasıl yıkarsa pırıl pırıl geceleri yağmur tepeleri
Ağzındaki su o yağmur suyu Suat’ın. dişleri o beyaz kum tepeleri.
Soylulukta en soylu, cömertlikte bir eşi yok bir sevgili iken Suat,
Ne kendi sözünde durdu, ne de dinledi beni.
Suat bu, işi gücü bana oyun, naz, vefasızlık, söz verip dönmek.
Benim kaderim böyle, Onun aşk felsefesi.
Bulut bir zavallıdır Onun yanında biçimden biçime girmekte,
Renkten renge girmekte yaya kalır bukalemun, gulyabani.
Sen ne aptalsın ki yahu sandın Suat durur sözünde.
Kalburda su durursa, Suat da durur sözünde tabii.
Suat’tan söz aldım diye böbürlenip durmak ha!
Hayaller kurdun, umutlandın! Ama umutlar uçucu, aldatıcıdır rüyalar gibi.
Suat’ın vuslat. sözleri geçse yeridir atlatışlar tarihine.
Bir söz istedin mi kendinden, hemen kesilir meşhur yalancı Urkub’un teki.
Böyle arkandan atıp tutuyorum ya Suat, elbet ayrılık acısından.
Onun için affet beni, sen yine de sev beni.
Suat şimdi mutlaka öyle bir yerdedir ki, vakit de akşam;
Saf kan ve yörük dişi develerdir ancak develerin oraya götüreni.
Evet, ta ötelerde konaklıyan Suat oymağını tutmak için
Yüreğe korku veren. dağ gibi rüzgâr tempolu hecin develer gerekli.
Öyle deve gerek ki, terlerse ırmak aksın kulağının ardından,
Uçsuz bucaksız çöl yollarını seve seve tepmeli…
Bir deve ki. bakışı iki hançer ufuklara saplanan.
Eşi gitmiş; yabani bir aksığın gibi öyle uçsun ki, o dursun, altından
kaysın ateş çölü ve ateş tepeleri.
Gerdanı sağlam. ayakları yer sarsan vücudu kıvrım kıvrım ve ölçülü biçili.
Soy sopça en arık damızlık develerden haydi haydi ileri.
Böğrü enli, boynu uzun ve kalın; çehresi geniş.
Bir erkek deveyi andırmalı tıpkı; Suat’ı tutar o zaman belki.
Derisi daha parlak olmalı kabuğundan deniz kaplumbağasının.
Ve ondan daha sağlam. kızgın güneş altında aç azgın keneler bile onu örseleyememeli.
İlk bakışta dağ gibi korku vermeli görünüşü bakana:
Boyu yüksek mi yüksek, çevik mi çevik ayakları, tertemiz şeceresi.
Gürbüz, etine dolgun. bakımdan öyle semizlemiş .olmalı ki,
Oyluklarından tırmanan salkım salkım keneler derinin cilâsından kayıp kayıp düşmeli.
Yürürken baldırından, et fırlasın etinden, iki ön bacağı ok gibi
Çıksın dolgun göğsünden. serbest atılışlı çalım çalım üstüne bir yaban merkebi örneği.
gözlerle gerdan arası, başın yular takılan yeri.
Sert ve katı olmalı bileği taşı gibi.
Ve upuzun kuyruğu ipek tüylü, sarksın memelerin üstünden.
Öyle dokunmalı ki memelerin ucunu ürkütmemeli.
Kapkara iki mızrak bacakları, rüzgâr gibi uçmalı
Şüpheye düşmelisin ayakları yere değdi mi, değmedi mi.
Yumru burnundan, kulağından, beyzi çehresinden bu türlü develeri.
Tanır derhal deveden anlayan yekta bir bilirkişi.
Ayakları demirdenmişcesine çakılları fırlatır iki yana.
Deri mahfaza bile takmaksızın aşar kayalıkları bu eşsiz develer ki.
Çalışkan bir işçi gibi terler coştukça, terledikçe coşar…
Aşar kuşlar gibi serap derelerini, sahra tepelerini, ateş çöllerini…
Kertenkelenin güneşte yanan sırtı sıcaktan külde pişmiş ekmeğe
Döndüğü günler bile kimse durduramaz koşmaktan şu bizim deveyi.
Bir sıcaklık ki, a yolcular dinlenin! der kervan sahibi
-Ve taş altına gizlenir siyah çekirgeler, o sabır ateşleri.
Ama bizim meşhur devemiz gün ortasında koşusunu bitirmez,
Başlamıştır yolculuğa sanki daha yeni.
Sıcak artar, değişir yürüyüşü; sıcak arttıkça değişir. Ve ön ayaklarının
Çırpınışlı hızlanışı andırır ölmüş çocuğuna göğüs döven bir anneyi
ve ona bakıp (anıp kendi ölmüş yavrularını da) hıçkıran yırtınan öbür anneleri.
Evet o yürüyüş, o ayak çırpınışları göğsünü paralayan yaşlı bir annenin çırpınışları.
Akla elveda diyen bir annenin, alır almaz ilk yavrusunun kara haberini.
Göğsü kan içinde kalan. üstü başı yırtılmış,
Saçları darma dağın çılgın bir annenin haberini.
Söz taşıyıp öç alan iki yüzlü şiir ve kabile düşmanlarım :
"Ey Ebi Sülma’nın oğlu sen mahvoldun." dediler. Suat’ın derdi bana yetmezmiş gibi.
"Ey Ebi Sülma’nın oğlu sen kendini ölmüş bil." Ben de koştum güvendiğim dostlara :
Kime başvurdumsa ama: "Biz yokuz bu işte, var git kendin bak başının çaresine" demezler mi?
Ben de onlara dedim : "Gidin gidin beni yalnız bırakın,
Neye hükmetmişse o olur, hükmeden o Allah ki.
Yaşamak dediğiniz nedir bin yıl yaşasa bile
Eninde sonunda insanoğlu o kanbur tahta kutuya girmiyecek.
Binmiyecek mi?
Heber geldi: "peygamber. seni öyle bir cezaya çarpacak ki!"
Siz bilirsiniz. hey zavallılar! İşte onun kapısındayım, yüreğimde sonsuz bağışlanma ümidi.
Ondan özür dilemeye geldim, af istemeğe geldim;
Çünkü O sırrını bilendir, kabul edicisidir mazeretlerin.
O affedenlerin en affedicisi.
İçi hidayet öğütü en yüce gerçekler dolu Kur’anı Sana armağan eden Allah için ver bana bir savunma mühleti.
Bakma ve zaten bakmazsın sözlerine beni kıskananların.
Senin hükmün onlara değil, hakka ayarlı ve ben de bir parça suçluyum belki.
Ama senin makamındayım şimdi. Fillerin bile titrediği makamda.
Bir makam ki, titrerdi bir fil benim gördüklerimi görse. İşitse işittiklerimi
Burada beni ancak Allah buyruğuna bağlı Peygamber affı kurtarır:
Ben de onun öç ve adalet eline uzatıyorum işte sağ elimi.
Beni ancak o kurtarabilir burda. Yalnız O. Şimdi söz yalnız Onun.
Ama O "Sen suçlusun, cezanı çekeceksin" dese önünde eğik
bulur boynumu adaletin heybeti.
En heybetli manzara bu olur benim için. Çünkü Asserde,
İç içe açılan sonsuz aslan yataklarının en içindeki
Muhteşem yurdunda hüküm süren aslanlar başbuğudur O.
Bir arslan ki. erkenden ava çıkar, yavrularının besini insanoğlu, insan eti.
Bir arslan ki, savaş alanında kendi düşmanı dengi
Bırakmadan çarpışmayı, haram sayar kendine savaşı terketmeyi.
Heybetinden kısılır sesleri yırtıcı çöl arslanlarının ,
Arslanlar arasında bile o dağıtır adaleti.
Parçalandı silâhları ve elbiseleri, kurda kuşa yem oldu
Bu vâdide kendi gücüne bileğine güvenen nice kişi.
Şüphe yok ki, Peygamber, en keskin bir kılıçtır kılıçlarından Allahın.
Sonsuz bir kurtuluşa, nura ve hidayete alıp götüren bizi.
Ve arkadaşları O’nun, Mekke vâdisinde İslâmı kabul eden
Kureyşin en ileri gelenleri… Cömertlikte ve yiğitlikte hiç birinin yok dengi.
İlk gûnler, göçmek gerekliydi, hemen göçtüler, . zerre tereddüt etmeden.
Bırakarak yurtlarını, tüten ocaklarını, mal ve mülklerini.
Yerlerinde kalanlar çarpışamıyacak güçte olanlardı.
Onlar da, müdafaasız ve silâhsız, çepçevre küfürle çevrili, bugünü
hazırlamış beklemişlerdi.
Evet, bunlar, başları dimdik gezen yiğit üstü yiğit,
Davuda mahsus demir gömlektir zırh diye giydikleri.
Zırhları pırıl pırıl ve upuzun. Çelikten büklümleri öyle ki,
Birbirine geçip kaynaşmış bir ayrıkotunun halkaları gibi.
Mızrakları düşmanı devirse yere, gurur nedir bilmezler,
Yenilirlerse bilmezler nedir umut kesmek, yok ya yenildikleri!
Ak soy develer gibidir gidişleri. korunmaları da saldırış.
Vurulunca göğüslerinden vurulurlar.
Onlar ürkmez, onlardan ürker dev dalgalı ölüm denizi.

Kab bin Zuheyr

Bürde: (Ar.) Hırka, Arapların gece üzerlerine örttükleri, gündüz giyindikleri elbisedir.
Tarihte iki kaside, "Kaside-i Bürde" ismiyle anılmaktadır.
Birincisi Ka´b b. Züheyr‘in yazdığı kaside. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) tarafından beğenilmiş ve Peygamberimiz hırkasını çıkararak şaire giydirmiştir. Bu yüzden bu kaside "Kaside-i bürde" olarak tanınır. İstanbul Hırka-i Şerif Camiinde sergilenen Hırka-i-Şerif Ka´b b.Zuheyr´e giydirilen hırkadır.
İkincisi İmam Busuri´nin yazdığı Kaside. İmam Rüyasında Peygamberimize arz ettiğinde, Peygamberimiz Bûsîrî´yi ödüllendirmek üzere hırkasını çıkarıp yatmakta olan hasta şairin üzerine örttüğü için "Kaside-i Bürde" olarak anılmıştır.

Fon Müzik: Hüseyin Delen – Büyük Aşk | Alternatif

Çıkar boynundan at o ipi çocuk…

16 Ocak 2013 Yazan Cevher

Çıkar boynundan at o ipi çocuk,
Salıncaklar mı yok sana…
Kalk hadi o soğuk betondan,
Yatacak başka yer mi yok sana…

Annemi verdim, babamı verdim, en sevdiklerimi ölüme de,
Ben bu yaşım da gitmenin böylesini görmedim…
Kırılan bir boyun gibi, orta yerinden kırıldığında ömrüm,
Görmedim ademoğlunun, dalından koparılır gibi koparıldığını…

Ve böylelikle, umut etme kabiliyetimizi aldılar elimizden,
Ne diyeyim, dilerim ihtiyacı olan birine gidiyordur bizden çaldıkları "UMUT"…
Dünya adaletsiz çocuk!
Dünya zorba…

Elbet eşitlenecez o gün kıyamda,
Bu kekeme, toz ve duman sözlerimi…
İyi belle!
Bahara kalmaz gelirim yanına… 

Çetin TEKİNDOR – Çıkar Boynundan At O İpi Çocuk | Alternatif

Hakan BOYNUEĞRİ – Dünya Adaletsiz Çocuk | Alternatif

Bir Hayat – Kaan Emrah ÖZDEMİR

06 Ocak 2013 Yazan Cevher

Bir Hayat

sadece sendin avuclarımda eriyen bir kış gecesinde
o soğuk buz gibi havada yokluğunun ateşi eritmişti seni avuçlarımda
artık bitmişti senli günler
gelmeyecekti o beklediğimiz adı bahar olan mevsimler

oysa nice umutlarla güne başlamıştık
sen işten gelicek bense sana en sevdiğin çicekle karsına cıkacaktım
bilemedim o günün akşamında ayrılığın aşkımıza gölge ediceğini

ben her zamanki gibi siyah pantolonumun üzerine beyaz gömleğimi giyecek
sense sana yakıştırdığım o kırmısı ekoseli elbiseni
bir park köşesinde gece yarılarına kadar oturacak gelecek düşleyecektik
bir kızımız bir oğlumuz olacak bir de küçük iki odalı evimiz
yaşayıp gidecektik işte
düşlerimizde senin kadar masum ve temizdi
en son karar vermiştik bizimkiler seni istemeye gelicekti bu hafta
sen yine o kırmızı ekoseni giyecektin yaza da düğünümüzü yapacaktık

olmadı
o günün akşamı sen yine bana doğru koşarken
bir kadının doğum sancısında eşinin heyacanlı bir anın da seni farkedememesi
ve acı bir fren sesi sokağın başında bir ses genç bir kadın kırmızı elbiseli
genç bir kadın kırmızı elbiseli
genç bir kadın kırmızı elbiseli

gazetenin orta yerinden alınmıs sayfalarıyla üzerini kapatmışlardı
son bir umut adımlarımla yaklasırken sana
içimden o değil derken bir küçük rüzgar yüzünü açıverdi
bembeyaz bakmaya kıyamadığım yüzün kan içersinde yerde yatıyordun
hadi kalk ne olur bak ben geldim
sana geldim hadi aç gözlerini en sevdiğin çiçekleri getirdim
kırmızı elbisenle kalk hadi artık kalk allahın aşkına

seni en son toprağa koyarken bu olmadı aşkım olmadı
hatırlarmısın ben ölürsem ne yaparsın diye sormustun
bense bir cevap verememiştim çünkü korkmustum düşüncesi bile deli ediyordu
bir keresinde elini bir cam kırığı kesmiştide ta benim canım yanmıstı
yok bu acı daha betermiş tarifi yok dermanı yok bu acının
şimdi sensizlikte boş ve soğuk bir odada yokluğunun ateşiyle eriyorsun avuçlarımda
seni şimdiden özledim seni çok özledim seni çok özledim …..

Kaan Emrah ÖZDEMİR

Fon Müzik | Alternatif

Söyleyemedim – Kaan Emrah ÖZDEMİR

01 Ocak 2013 Yazan Cevher

Söyleyemedim

son günlerde iyice arttı sensizlik ağrılarım
kimseye söyleyemedim sevgimide sancılarımıda
sen anlamalıydın tüm duygularımı
seni seven bu kalbime sen atmalıydın bir ok
yaralamalıydın derinden beni
ne yazıkki sende anlamadın

kimseye söyleyemedim seni gördüğüm ilk günü
kimse bilmedi mektuplarımızı
kimse yazamadı bizim hikayemizi
söyleyemedim işte anlatamadım

her aşkın bir hikayesi vardır
bizim hikayemize tanık yoktu
ne bir gün elele dolasa bildik ne gözgöze gelebildik
biz aşkı en derinden en saf haliyle yaşadık
kimseye söyleyemedim aşkımı anlatamadım

kimseye söyleyemedim işte
kararan günlerimi ağlayan yüzümü
sensizlikten yanan yüreğimi gösteremedim dostlarıma
çaresizliğimi yorgunluğumu sitemimi
anlatamadım derdimi
kimseye söyleyemedim söyleyemedim işte

şimdi ölüyorum bilmesinler istemem
senin yokluğunda öldüğümü
bilmesinler seni son bir defa dün gördüğümü
elinde başka bir el olduğunu bilmesinler
o an kalbime yenik düştüğümü bilmesinler
ben söyleyemedim sende söyleme bilmesinler
bir yanlızın sensizlikten öldüğünü

Kaan Emrah ÖZDEMİR

Kaan Emrah ÖZDEMİR – Söyleyemedim | Alternatif

Fon Müzik

Çiçeklerin Çığlığı – Erdal AKÇAOĞLU

01 Ocak 2013 Yazan Cevher

Çiçeklerin Çığlığı

Ben bir çocuğum Afrika’da
Gözlerim kocaman, karnım şiş
Kollarım ve bacaklarım incecik.
Yaşamak için direnen açlığa,
Bir çocuğum ben Afrika’da
………………………tanıyor musun?

Ben bir çocuğum Vietnam’da
Bir savaşın ortasında;
Annemi gözümün önünde kurşuna dizdiler,
Babamın işkence altında parmaklarını kestiler,
Gözlerine şiş soktular,
Kollarından-ayaklarından zincirle astılar
-Bütün bunları ne için yaptılar? –
Gözümün önünde
Bir çocuğum ben Vietnam’da
…………………………..biliyor musun?

Ben bir çocuğum Hiroşima’da
Kollarım bacaklarım ve kafam
Bedenimden uzak ayrı bir yerde
Ve sizin deyiminizle
‘’Bir çiçeğim’’ ben, mezarı olmayan,
İlk atom bombası altında.
Bir çocuğum ben Hiroşima’da
- Ölü bir çocuk –
…………………….hatırlıyor musun?

Ben bir çocuğum Nikaragua’da
Oyuncaklarım hiç olmadı benim,
Uçurtmam uçmadı gökyüzünde,
Sokaklara terk edildim
Tek başıma,
Gözlerim şiş uykusuzluktan
Ve hasta bir bedenim,
Çocukça yaşamak için direnen
Bir çocuğum ben Nikaragua’da
……………………………tanıyor musun?

Ben bir çocuğum Bosna’da,
Filistin’de, Irak’ta
Omzumda soğuk ve ağır bir tüfek…
Bir tüfeğin arkasından bakıyorum hayata.
En mert, en yiğit, en cesur dövüşlerim…
Bir tetikle başlayıp,
Bir tetikte biten oyunlar öğrendim.
Bir tuhaf ki ölüme gidişlerim, ölüşlerim.
Ve özlemlerim öylesine büyük,öylesin iri…
Bir garip yatışlarım var
Paramparça kanlar içinde
Bosna, Irak, Filistin geceleri
……………………………görüyor musun?

Hala ‘’bir çocuktur’’ diyorsanız bana siz
Evet, ben hala bir çocuğum
O uygar ve çağdaş ülkelerde.
Oyuncaklarım, sandığımdır benim
Boyamdır, cilamdır, fırçamdır.
‘’Mutluluk nedir? ’’
Diye soruyorsanız bu çocuğa
Boyadıktan sonra parladığını görmektir ayakkabının
Ve emeğimin hakkıyla aldığım
Üç-beş kuruşun verdiği mutluluktur, mutluluğum.

Bir çocuğum ben
Dünyanın herhangi bir yerinden
Herhangi bir çocuk
…………………d-uyuyor musun?

Erdal AKÇAOĞLU

Mehmet ÖNTÜRK – Çiçeklerin Çığlığı – Erdal AKÇAOĞLU | Alternatif

Doğum Günün Kutlu Olsun – Ahmet KARAKAYA

31 Aralık 2012 Yazan Cevher

Doğum Günün Kutlu Olsun

Gece, ay ışığını yüreğimize armağan ediyor bugün.
Yıldızlar dahada bir parlak, ve rüzgar insanın tamda yüreğine işliyor bugün…

Dünya en güzel gülüşün varlığına amâde.
Ve sarhoş bir şair gibi seni haykırıyor her zerreye bu gün…

Takvimlere gizlenmiş bir günü müjdeliyor çiçekler.
Işıl ışıl bir merhaba’ya doğuşun heyecanını taşıyor güneş.
Akıp gidiyorken zaman, tüm kainat doyabilsin diye bu gecenin sevincinden,
yavaş yavaş geçiyor sanki bu gün..

Dilimden çıkan her sözün sebebi olmalısın.
Dudağıma değdiğinde ismin, ardından tarifsiz tebessümler kaplamalı her yanı.
Seni yazmalı bu gece kalemler, şairler seni dökmeli kağıda.
Ve içinde aşk olan her mısraya ilham olmalısın bu gün..

Ayrı şehirlerin insanı olsak bile, aynı gecenin yıldızları düşmeli saçlarımıza.
Yağmur senin için saçmalı rahmet damlalarını çiçeklere.
Ve her açan çiçek sen kokmalı.
Pervaneler sana yanmalı, bülbül senin için söylemeli en güzel şarkılarını.
Ve rüzgarlar seni esme’li dünyaya bu gün…

Bugün bir başka güzelleşmeli gece.
Ayrı yerlerde, ama bir yüreğin iki bedende atması gibi yaşamalıyım her anı seninle bu gün.. Ve sen üfleyip söndürürken yüreğindeki hüzün kokulu mumları tek tek,
duyuramasam bile sesimi, avaz avaz haykırmalıyım sana bugün…

Doğum günün kutlu olsun sevgili..
Elini sol yanına koy, dualarla paketleyip aminlerle gönderdim sana yüreğimi bu gün……

Ahmet KARAKAYA

Ahmet KARAKAYA – Doğum Günün Kutlu Olsun | Alternatif

Secdeden Gayrı – Cengiz NUMANOĞLU

21 Aralık 2012 Yazan Cevher

Secdeden Gayrı

İlim kapısında verdim yılları,
Dinledim, ”Hakk” diyen âlim kulları,
Sordum, Dost’a giden bütün yolları;
Yakın yok dediler.. Secdeden gayrı…

Ne bağış yaptığın, vakıf listesi,
Ne de alkışların esrarlı sesi.
Günde seksen kere, berât müjdesi;
Veren yok dediler.. Secdeden gayrı…

Huşû tüllerinden, kanat açmaya,
Bir lâhzada, yedi semâ geçmeye,
Kevser şerbetini, elden içmeye,
Ruhsat yok dediler.. Secdeden gayrı…

Dedim: yıllar yılı gönlüm harapta,
Devâ bulamadım, sazda şarapta,
Bir yudum su verin, kaldım serapta;
Pınar yok dediler.. Secdeden gayrı…

Gördüm ki, insanın iki düşmanı,
Biri kendi nefsi, biri şeytanı,
Dedim: kuşansam mı kılıç kalkanı?
Silah yok dediler.. Secdeden gayrı…

Yaklaştım.. Süslü bir, mermer kabire,
Belli ki zenginmiş.. Dönmüş fakire.
Fidye var mı? dedim Münker Nekir’e;
Meded yok dediler.. Secdeden gayrı….

Baktım.. Ay yıldızlar kalmaz zikirden,
Var mı dedim sizde, şirk denen kirden?
Dile geldi bütün, Kâinat birden;
Biz de yok dediler.. Secdeden gayrı…

Rahmet çöllerinde, rahlemi kurdum,
Gözlerimde seller, vakfeye durdum,
Safâ’ya, Merve’ye, Kâbe’ye sordum;
Mîrâc yok dediler.. Secdeden gayrı… 

Cengiz NUMANOĞLU 

Ebubekir Sıddık YILDIRIM – Secdeden Gayrı – Cengiz NUMANOĞLU | Alternatif

Filistine Ağıt – Hilal ÖZDEMİR

14 Aralık 2012 Yazan Cevher

Filistine Ağıt

İlkbaharda Filistinde çiçekler açmazdı,
Zira çiçek yeşermezdi topraklarında,
Ağaçlar boy, boy uzanmazdı!
Ufuklara doğru Filistinde…

Hüzün açardı yer, yer çiçek yerine,
Boy, boy acı uzanırdı ufuklarında,
Yetimlerin gözlerindeki yaşlar,
Ve şehitlerin kanlarıyla sulanırdı,
Topraklarında ki acı ve hüzün…

Çocukların eline verilen ilk oyuncak,
Sapanlar ve taşlardı Filistinde,
Yılmaz bir iman vardı sinelerinde,
Gözlerinde düşmanı öldürecek bir bakış…

Attıkları her taş!
Zalimler için, binlerce mermi,
Binlerce top,
Ve bir kabus gibi inerdi yüreklerine…

Dayanın Filstin-in öksüz çocukları,
Zafer bir kuş gibi kanat çırpıyor,
Göklerinde bak,
Allah nasıl intikam aldıysa,
Ebrehenin ordusundan,
Kanatlarında ateşten taşlar ve kuşlarla,
Sizinde intikamınızı alacaktır,
İntikam alıcıların en yücesi Allah’tır…

Allah-ım;
Onlar ölmezlerdi biliyorum,
Cehennemlerinden sürgün oluyorlardı,
Cennetlerine doğru!
Şehitler ölmezdi bildim Rabbim,
Yoksa nasıl olurdu,
Yüzlerine yerleşen acının altında,
Gülen gözleri.
Onlar Kudüsün,
Kutsal şehrin koruyucu melekleri,
Onlar ellerinde sapanlar,
Ve taşlarla Sen-in huzuruna gelen,
Biz hangi yüzle geleceğiz,
Huzuruna Rabbim,
Utanıyoruz! ! !

Hilal ÖZDEMİR

Vicdanlı Bir Ses – Recep Tayyip ERDOĞAN | Alternatif

İçime Aşk Kaçtı – Gülnaz ELİAÇIK

14 Aralık 2012 Yazan Cevher

İçime Aşk Kaçtı

Mihrabına geldim ey aşk!
Tut beni harf harf.

Kıblesiz bir aşkla recmetme beni. Üç harfe sığdır ömrümü, felaha çıkar gönlümü. Kapından çevirme beni, Taptuk misali. Kırk yıl, gönlüne yüz sürmeden kapına odun taşımaya hazır bu yürek, Yunus misali. Aşkının dervişliğine kabul et beni.

Gece.

Suskun çığlıklar bastırıyor kör karanlığı. Bir mum misali aydınlat karanlığımı. Nurunu saç damla damla suretime. Alma beni senden, verme beni bana. Hep sende kalayım ben. Rükûlarda sevdim seni ben. Kıyamlara sığdıramadım gönlümü. Secdelerde boşalttım ömrümü. Bir hüzün yükledim heybeme. Karşılığında seni verdim ben! Üstü sende kalsa ne çıkar, alacağımı aldım ben.

Aşkın iç ceplerine bak, beni bulmak istersen. Dar vakte saklanmış iki sarı lira gibiyim ben. Darlığını ferahlatmak adına binlere bozuldum. Tümlüğümün işe yaramazlığı parçalanınca farklılaşırdı belki. Hâlbuki kaç parçaya ayrılırsam ayrılayım üzerime seni aldım ben.

İntiharını yaz harf harf.
Cümleleştir beni ve kendini as.

Ölümün soğukluğu üzerine düştüğünden beri, toprağına kokumu sürdüm. Bensiz olamazdın ya hani. Ney deva eylese içime. Her tınıda seni çeksem gönlüme. Neyzen üflese, sen hep sussan ben seni dinlesem kulaklarımca. Dudaklarımaysa hiç dokunma!

Yâd eyle ellere beni!
Sor sonra aynalara kendini.

Kendine bakmaktan korkardın sen. Bana sen bak derdin, kendi gözlerim bile değmesin bana! Değmedi hiçbir göz sana. Nazar nedir bilmedin sen. Bir çift mavi gözdü nazarlığın senin, ezelden.

El açtım şimdi sana, cümleleştin dilimde, kendini astığın harflerle. Sakın dönme gittiğin yerden, geleceğim ben sana, herkesin dönüşü oraya!

İçine çek beni tek nefeste
Sana doğayım ben.

Dünya soğukluğunu hisseden, cenin misali, ortalığı inletmeli ağıtlarım. Erken doğdum ben sana. Cümlelerimin hafifliğini küvezlerde bıraktım. Yaşam ünitesine bağlı damarlarımdan sen geçtin hep. Ritmik kalp atışlarıma inat, düzensiz bir sevda yaşadı gönlüm. Neresinden tutsam elimde kalıyor bu sevda. Ritmik hale sokmak bir ömür istiyor adeta.

Ellerimi bağladım göğüs hizamda
Kurşun sıkılmış söz söz satırlarıma.

O`na varabilmek adına önümde koca bir taştın sen. İmtihanım olman hep bu yüzden. Yolumdan kaldırmam lazımdı seni. Sen beni kaldırdın gönlüne doğru, taşlaştım şimdi ben. Yüreğimi geri ver senden. Ya da boş ver sende kalsın içimin diğer yarısı da.

Uzletime ortak et kendini
Ve kus beni içinden.

Gidiyorsun şimdi, her adımına bir harf düşüyorum karalama kâğıtlarıma. Anlamlı cümleler yazdıracak şekilde at adımlarını. Önce `A` sonra `Ş` ve son adımını `K` ya doğru at. Aşk olsun gidişinin adı.

Üzeri tozlanmış sandık gibiyim. Ara sıra açılıp yâd edilmek istiyor kalbim. Sahi, uğrak verir misin tozlu benliğime. Kapağımı kaldırmayı kaldırabilir mi yüreğin. Ağır gelirdim sana ben, hâlâ öyle miyim?

Rüzgârlar getirsin ağıtlarımı sana
Es bana senden yana, es bana!

Gözlerindeki yaşları sal rüzgârlara, bir fısıltıyla gelsinler bana. Yanaklarım alıştı nasılsa tuzlu yağmurlara. Kulaklarım sesine doysun rüzgârlarla. Bedenini al, ruhunu bırak bana.

Dilimde tekilleşen bir cümleydin sen, ünlü düşmesine uğramış şimdi kalbim, rüzgârlar düşürmüş ismini yüreğimden. Eğilip almaya mecalim yok yerden. Üzerimde pot duran bir elbisesin şimdi, gidişlerini ne kadar içeri alsam da bana hep bol geldin sen!

Gülüşlerimi arıyorum nicedir, sende kalan bir kalbim var biliyordum, gülüşlerimi de paketleyip koymuşsun bavuluna. Kilit vurduğun dilim konuşmaz belki sana, bakışlarım yeter mi isteğimi anlatmaya. Geri ver gülüşlerimi, sana ait olmayanları geri var bana.

Gelme bana
Bıraktığın yerde değilim!

Biletimi kesti bu sevda senden yana. Gitmek istese de kalanlığa yazgılanmış yüreğim, çarmıhlara çivilenmiş bıraktığın yerde benliğim. Elini sürdüğün her yerim yıkılıyor bedenimde. Toprağa doğru yol almakta senliğim. Gel bana, bıraktığın yerde çivilenmiş yüreğim!

Sağıma dönüyorum hayalin
Solumaysa çoktan yazgılanmış yüreğin!

Ne saplantı, ne bağımlılık, ne alışkanlık kelimeleri sıralayabilir yazgımızı. İmkânsızlıklar içinde vurgun yese de her yerinden bu sevda, sürgün bitecek elbet, geleceksin yine bana.
Bıraktığın gibi bulacağını sakın sanma. Her gidişinde daha çok örselendi ruhum.
O`na varabilmek adına seni geçebilme yetisine sahip olabilseydim ben, Yunus misali kırk yıl odun taşımaya hazırdım kapına. Taptuk misali kırk yıl yüzüme bakma, gam yemem ben.

Haddini aşmasın boyundan büyük cümleler
Geçtim seni, geçeceğim bu yeter.

İçine düştüğüm cümleler hep seni anlatıyor belki, dilime sürdüklerimde sen varsın, ne kadar kaçsam da adım adım, durduğum yerde seni arıyor gözlerim. Her nefeslenişimde içime çektiğim senmişsin gibi, boğuluyor cümlelerim. Ah unutmak bu kadar zor olmasaydı keşke. Yükü omuzlarımı bunca çökertmeseydi, duruşu sensizlikten bozulmuş bir tümceyim şimdi dillerde. Rezil rüsva ettin beni âleme. İsmim gezdi hep hayâsız dillerde.

İçime sen kaçtın
Çıkarabilene aşk olsun!

Uyu şimdi bir masal yorgunluğuyla. Cüce devler korkutmasın seni rüyalarında! Üç nokta koy isminin başına, seninle hayat bulduğuna inanan benliğim senden öncesi olduğunu da kabullensin. Senden öncede vardım ben, senden sonra da hüküm süreceğim.

İçimde tarif olunmaz bir acı, sayfalara sürgün yese de kalemim, yine de anlatmaya yetmez ucuna asılan cümleler. Başka bir lügatte acıyor kalbim.

İçime, silinmez mürekkeple yazılmışsın sen, hiçbir silgi silemez artık seni benden.

Çizgimi çektim sana, silinmez oluşun üzerini karalamama engel değildi.

Geldiğin gibi gittin benden. Bense seni geçip menzile ulaşma yolunda divaneliğe büründüm hepten.

İçime kaçan seni hiçbir cümle çıkaramıyor benden

Gülnaz ELİAÇIK

Fon Müzik : Moğollar – Olric | Alternatif

Aşık Garip Coğrafyası – Hüsrev Hatemi

13 Aralık 2012 Yazan Cevher

Aşık Garip Coğrafyası

Kentlerin bir çoğunda uzun kavak kalmadı ki gıcırdasın
Ama benim sol yanımda sancı baki
Anne! ne olur ki sıram gelmiş olsun varsın
Ben ölürsem benden genci var tabi
Ama Aşık Garip değil hiçbiri.

Ben de olamadım yokmuş kısmette
Yaşadıkca Şahsenem’i hissettim
Gerçi Tebriz’e Tiflis’e hiç gitmedim
Gitsem de bulamazdım eminim

Anne! Yunus ne dediyse hep çıktı
Şeytanlar semirdi kuvvetli ordu
Zayıf kalsalar ne farkederdi
Nasılsa onlar galip gelecekti
Bundan sonra Aşık Garip olunur mu ki sen onu söyle anne!

Şam-ı Garibanda değilsek de
Muhakkak Çırağan’da değiliz anne!
Lambalar söndü,çakmağı kim yakacak?
Bu uluyanlar çakal mı?
Ben hırkasını giymiş bir derviş miyim?
Yoksa öldüm mü anne!
Hiç bir ilişkim kalmadı çevreyle

Yağmur beyhude yağıyor
Hani camdan bakacak arap kızları da nerde?

Bir şahin uçurtma marifetim vardı kaleden kaleye
Cılız kuşcağızlarmış şahin değil
Ben uçurduğum için uçmazlarmış başıboş uçarlarmış üstelik…
Sırtımda hırka,ayağımda terlik
Niye ben ölmüş müyüm anne!

Çıktım yücesine seyran eyledim
Kayak merkezleri olmuş yüceler
Karlar üstünde kırmızı gagalı bir kuş;
Dalgın ve bîhuş
Bakıştık bir süre ben kuşça,
O, insanca

Keremler gurbette işciydiler
Aslıları doğrusu aramadım
Şahsenemi düşündüm sessizce…

Hüsrev Hatemi

Hüsrev Hatemi – Aşık Garip Coğrafyası | Alternatif

Sevgilim Ben Şimdi – Cemal SÜREYA

13 Aralık 2012 Yazan Cevher

Sevgilim Ben Şimdi

Sevgilim, ben şimdi büyük bir kentte seni düşünmekteyim.
Elimde uçuk mavi bir kalem, cebimde iki paket sigara,
Hayatımız geçiyor gözlerimin önünden..
Çıkıp gitmelerimiz, su içmelerimiz, öpüştüklerimiz,
"Ağlarım aklıma geldikçe gülüştüklerimiz".
Çiçekler, çiçekler, su verdim bu sabah çiçeklere,
O gülün yüzü gülmüyor sensiz,
O köklensin diye pencerede suya koyduğun devetabanı,
Hepten hüzünlü bu günlerde.
Gür ve çoşkun bir günışığı dadanmış pencereye,
Masada tabaklar neşesiz,
Koridor ıssız,
Banyoda havlular yalnız..
Mutfak dersen – derbeder ve pis,
Çiti orda duruyor, ekmek kutusu boş,
Vantilatör soluksuz,
Halılar tozlu,
Giysilerim gardropda ve şurda burda,
Memo’nun oyuncak sepeti uykularda.
Mavi gece lambası hevessiz,
Kapı diyor ki açın beni, kapayın beni.
Perdeler gömlek değiştiren yılanlar gibi,
Radyo desen sessiz,
Tabure sandalyalardan çekiniyor,
Küçük oda karanlık ve ıssız..
Her şey seni bekliyor, her şey gelmeni,
İçeri girmeni,
Senin elinin değmesini,
Gözünün dokunmasını
Ve her şey tekrarlıyor
Seni nice sevdiğimi…

Cemal SÜREYA

Sefa Serin – Sevgilim Ben Şimdi – Cemal SÜREYA | Alternatif

Giley – Xayal Ölmez

08 Aralık 2012 Yazan Cevher

Xayal OLMEZ

Azerbaycan’lı şair dostumuz Xayal ÖLMEZ’nin "Giley" isimli şiir albümünden " Giley " isimli şiiri. 

Sitem

Bu şehrin rüzgarı, istediğim gibi esmez,
Değerinden çok, değer verdiğim kimse.
İşte kadrimi bilmez, heyhat …
Aldığım nefes.
Yaşadığım delalet etmez.
Bu karamsar halimi görür herkes,
Bir, o yar görmek, bilmek istemez.
Biliyorum!,
Azrularım kalbimde möhürləndi.
Umutlarım terk edilmiş,
Bir kapı gibi, sertcesine kilitlendi.
Bu şair artık, kimsesizlendi gülüm teklendi.
Dertlerim ağır bir yük olup,
Omuzlarıma yüklendi.
Sevgi yüreğimde özlemle gizlendi,
Ey Sevgili!,
Her şeyi bir bir siliyorum …
Senli, sensizliyimi, bedbinliyime defin ediyorum,
Ve bu şehri terk ediyorum.
Ama unutmaya değil, unutulmaya gidiyorum.
Gidiyorum …
Önce ki yalnızlığıma, önce ki gamliyime,
Sen gelme nerdeyim, ne haldeyim bilme.

Xayal ÖLMEZ

Xayal Ölmez - Giley | Alternatif

Bedirhan GÖKÇE – Giley – Xayal Ölmez | Alternatif

Unudulmaga Mehkum – Xeyal Ölmez

08 Aralık 2012 Yazan Cevher

Xayal OLMEZ

Azerbaycan’lı şair dostumuz Xayal ÖLMEZ’nin "Giley" isimli şiir albümünden " Unutulmaya Mahkum " isimli şiiri. 

Unutulmaya Mahkum

Unutulmaya mahkum bu sevgimiz,
Hislerimiz ve en hoş günlerimiz,
Tahrif olunmalı aşk sayflarımız,
Hasrete mahkum biz ikimiz.
Unutulmaya mahkum bu derdimiz,
Her birinde ayrı bir hüsranlı iz,
Derindir bu ahuzarlı deniz,
Devam eyle hayatına bensiz.
Unutulmaya mahkum hatıralarımız,
Unutulmalı ilk görüşmemiz,
Unutulmalı o hoş gülüşümüz,
Unutulmaya mahkum ömrümüz.

Xayal ÖLMEZ

Xayal Ölmez – Unutulmaya Mahkum  | Alternatif


Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine ait olup sahibi istemediği takdirde yayından kaldırılır.
Kaynak belirterek alıntı yapabilirsiniz.
Tarım ve köy işleri bakanlığınca onaylanmış uyku ilaci olan Shiffa Home sizi mışıl mışıl uyutur.
Hac ve Umre yolculuğunuzu Giyinelim Net ile en uygun fiyata ayrıcalıklı olarak giyinebilirsiniz.

Siir Fm | Fon Müzikleri | Bedirhan Gökçe | Kahraman Tazeoğlu | Şiir BUL | Sitemap
Copyright © 2007 - 2014 SiirFm.COM