ARAMA SONUCLARI

Gönül Hûn Oldu – Yaman Dede

23 Temmuz 2013 Yazan Cevher

Gönül Hûn Oldu

Gönül hûn oldu şevkinden boyandım yâ Resulallah
Nasıl bilmem bu nîrâna dayandım yâ Resulallah
Ezel bezminde bir dinmez figândım yâ Resulallah
Cemâlinle ferahnâk et ki yandım yâ Resulallah

Yanar kalbe devâsın sen bulunmaz bir şifâsın sen
Muazzam bir sehâsın sen dilersen rûnümâsın sen
Habîb-i Kibriyâsın sen Muhammed Mustafâsın sen
Cemâlinle ferahnâk et ki yandım yâ Resulallah

Gül açmaz çağlayan akmaz İlâhî nûrun olmazsa
Söner âlem nefes kalmaz felek manzûrun olmazsa
Firâk ağlar visâl ağlar ezel mesrûrun olmazsa
Cemâlinle ferahnâk et ki yandım yâ Resulallah

Erir canlar o gülbûy-ı revanbahşın hevâsından
Güneş titrer yanar dîdârının bak ihtirâsından
Perîşân bir niyâz inler hayâtın müntehâsından
Cemâlinle ferahnâk et ki yandım yâ Resulallah

Susuz kalsam yanar çöllerde can versem elem duymam
Yanardağlar yanar bağrımda ummanlarda nem duymam
Alevler yağsa göklerden ve ben masseylesem duymam
Cemâlinle ferahnâk et ki yandım yâ Resulallah

Ne devlettir yumup aşkınla göz râhında cân vermek
Nasîb olmaz mı Sultânım Haremgâhında cân vermek
Sönerken gözlerim âsân olur âhında cân vermek
Cemâlinle ferahnâk et ki yandım yâ Resulallah

Boyun büktüm perîşânım bu derdin sende tedbîri
Lebim kavruldu aşkından döner pâyinde tezkîri
Ne dem gönlüm murâd eylerse taltîf eyle kıtmîri
Cemâlinle ferahnâk et ki yandım yâ Resulallah

Yaman Dede

Serdar TUNCER – Gönül Hun Oldu – Yaman Dede | Alternatif

İçim Yanıyor – Muhsin YAZICIOĞLU

11 Temmuz 2013 Yazan Cevher

İçim yanıyor…
 
Allah bizi affetsin…
bu millet türk milleti olamaz.
türk milleti islama bu kadar cahil kalamaz
nasıl söylersiniz beyler baş örtüsü takılamaz.
hani özgürlükcüydünüz, laiktiniz
n’oluyor.
bu ne düşmanlık kardeşim yaşadıkça içim yanıyor.
orda burda millet rahatça fuhuş yapar oldu
din birliği denildi misyonerlere gün doğuldu
çene altına takılma sen,çoluk çocuk incil okur oldu.
biz karışıyormuyuz millete etek altı giyiyor.
bu ne düşmanlık kardeşim gördükçe içim yanıyor.
islam dini evrenseldir öğren artık Baykal bey.
zamana ve mekane göre değişmez olurmu hiç öyle şey.
Allah’ın emri arkadaş türbana yasakta ney.
bir sor bakalım millete millet ne diyor.
bu ne düşmanlık kardeşim düşündükçe içim yanıyor.
okumuş yazmış yazar olmuşsunuz,
siz nasıl aydınsınız. siz den aydın maydın olmaz olamaz.
hepiniz resmen hainsiniz.
bu millet laikliği bilmiyor siz resmen hocası kesildiniz.
sizin laikliğinize eminim Atatürk bile gülüyor.
bu ne düşmanlık kardeşim okudukça içim yanıyor.
301 değiştirdiniz Türklüğü sildirdiniz.
biz sustuk siz üzerimize geldiniz.
zaten Türk değildinizde müslümanda değilmişsiniz.
anlaşıldı kurt sustukça meydan ite köpeğe kalıyor.
bu ne düşmanlık kardeşim konuştukça içim yanıyor.
öğrenci başörtüsü takarsa kopya çekermiş
bahaneye bak
sen ne işe yarıyorsun lan profesör olacak salak.
gözün nerde çektirme gözünün önüne bak.
sözüm tüm öğretmenlere değil, o laf yerini buluyor.
bu ne düşmanlık kardeşim sövdükçe içim yanıyor.
derdiniz milletin kıyafetimi inancımı kavrayamadım.
anayasa Mahkemesi başkanımısın fetva makamımı anlayamadım.
kes sesini bilader kandırmıyor bu milleti yalanların
sizde müslümanmısınız lan bunu nasıl miydeniz kaldırıyor.
bu ne düşmanlık kardeşim sordukça içim yanıyor.
suyunuz ne sizin arkadaş.
siz nerden geldiniz.
okul mescidinde namaz kılan öğrenciyi flaş haber yaptınız.
düşman olunacak din yok ,islama göz dikdiniz.
uyuma türk milleti uyuma özün elden gidiyor.
sen uyudukça benim içim yanıyor.
gündüz anıtkabir’desiniz gece barda pavyonda.
eğer islam emrederse Bahçeli türbanı kendide takar.
senin slogan attığın yerde liderim fatiha okuyor.
bu ne putpereslik kardeşim.izledikçe içim yanıyor.
yıllarca bu milleti karanlığa ittiniz.
kırkta altmışta seksende de ittiniz hala İTsiniz.
az bir ses çıkartık tapınağınıza gittiniz.
suyunuz ısnıdı beyler ısındı kaynıyor.
bune pisliktir kardeşim temizle temizle bitmiyor.
tamam tamam sustukta sizde bizi çabuk unuttunuz.
senelerce bu ülkeyi laiklikle uyuttunuz.
korkudan azmı helada tabanca unuttunuz.
ama ülkücü uyandı artık kurşun sıkmıyor
bu ne düşmanlık kardeşim yazıkça kalemim kanıyor…!

Muhsin YAZICIOĞLU

Muhsin YAZICIOĞLU – İçim Yanıyor | Alternatif

Sana Geldim – Sezgin KARADAĞ

08 Temmuz 2013 Yazan Cevher

Sana Geldim

Geldim işte
Bitmeyecek umutların, hayal kırıklarıyla geldim
Üşüyen yüreğim,
Görmeyen bedenim,
Hüzünbaz sevmelerin
… Çiğnenmiş artıklarıyla geldim…

Katran gecelerin heyulasında
Ayyuka çıkan feryadımın suskunluğuyla
Ömrümün en körpe soluğunda
Kesilmiş bir hesabın
Ağır vebaliyle geldim…

Kırılan dizelerim,
Koparılan sözcüklerim
Ve hislerimi asamadığım boşlukta
İçime kazıdığım
Yetim şiirlerimle geldim…

Dilsiz kelamın dikişlerini söke söke
Sağır susuşlarımı yırttığım çığlığımla
Kör gecelere salıverdiğim umudun çaresizliğinde
Gözü dönmüş hüzne başkaldırıp
Mâhkun kederin katmerli galibiyetiyle geldim…

Hilelerin satıldığı pazarlarda
Ucuza giden ümitlerim,
Yağlı ipin çaresizliğiyle
Asılan düşlerimin kıyısında
Yargısız infazlarımla geldim…

Kanayan gözlerin,
Çiseleyen bakışlarıyla
Parçalanan göğsümün,
Dikiş tutmaz çeperinde
Bütün hücrelerimi yırtarak
Yaşama isteğimin iflasıyla geldim…

Penceresiz bir gezegenin,
Bilinmez labirentinde
Çözümsüz sırlarımı omuzlayarak
Ezik bir yorgunluğun sancısıyla
Soğuk terlerimi dökmeden geldim…

Devrilen yıllarımın sonbaharında
Solgun bir Eylül akşamı,
Kurumuş hasretimin savruluşuyla
Buz tutan bakışlarımı,
Gözlerinle eriterek geldim…

Uyan! Ey yürek!
Geldim işte…
Beynimden sıçrayan tanelerini avuçlayarak
Yine asi adımlarımla
Bıkmadan, usanmadan
Ve de utanmadan…
Yana yakıla
Belaya çarpa çarpa
Utanç duvarımı yıkıp
Cürm yığılı enkazı dağıta dağıta
Tek bir soluğuna dokunabilme şecaatine namzet,
Gelemediğim kendimle
Sen olacak b/ana …
Üflediğim tüm ışıklarda,
Yakacağım bir tek Sana geldim…

Sezgin KARADAĞ

Aşkın – Sana Geldim – Sezgin KARADAĞ

Go get Adobe Flash Player!

Kahraman TAZEOĞLU – Sana Geldim – Sezgin KARADAĞ

Go get Adobe Flash Player!

Gel Gör Beni Aşk Neyledi – Yunus Emre

08 Temmuz 2013 Yazan Cevher

Gel Gör Beni Aşk Neyledi

Gönlüm düştü bu sevdaya
Gel gör beni aşk neyledi
Başımı verdim kavgaya
Gel gör beni aşk neyledi

Ben ağlarım yana yana
Aşk boyadı beni kana
Ne akilem ne divane
Gel gör beni aşk neyledi

Aşkın beni mest eyledi
Aldı gönlüm hasta eyledi
Öldürmeye kast eyledi
Gel gör beni aşk neyledi

Gah eserim yeller gibi
Gah tozarım yollar gibi
Gah akarım seller gibi
Gel gör beni aşk neyledi

Akan sulayın çağlarım
Dertli yüreğim dağlarım
Yarim anuben ağlarım
Gel gör beni aşk neyledi

Benzim sarı gözlerim yaş
Bağrım pare cigerim taş
Halden bilen dertli gardaş
Gel gör beni aşk neyledi

Ya elim al kaldır beni
Ya vaslına erdir beni
Çok ağladım güldür beni
Gel gör beni aşk neyledi

Ben yunusu biçareyim
Baştan ayağa yareyim
Aşk elinden avareyim
Gel gör beni aşk neyledi

Yunus Emre

Ahmet KARAKAYA – Gel Gör Beni Aşk Neyledi – Yunus Emre

Go get Adobe Flash Player!

Suskun – Ahmed Arif

29 Haziran 2013 Yazan Cevher

suskun

Suskun

Sus, kimseler duymasın.
Duymasın ölürüm ha.
Aydım yarı gecede
Yeşil bir yağmur sonra…
Yağıyor yeşil.

En uzak, o adsız ve kimselersiz,
O yitik yıldızda duyuyor musun?
Bir stradivarius inler kendi kendine,
Yayı, reçinesi, köprüsü yeşil.
Önce bendim diyor ve sonra benim…
Ölümsüz, güzel ve çetin.
Ezgisidir dolaşan bütün evreni,
Bilinen, bilinmeyen ıssızlıkları.
Canımı, tüylerimi sarmada şimdi
Kendi rüzgarıyla vurgun…
Sarıyor yeşil.

Rüya, bütün çektigimiz.
Rüya kahrım, rüya zindan.
Nasıl da yılları buldu,
Bir mısra boyu maceram…
Bilmezler nasıl aradık birbirimizi,
Bilmezler nasıl sevdik,
İki yitik hasret,
İki parça can.
Çatladı yüreği çakmaktaşının,
Ağıyor gök kuşaklarının serinliğinde
Çağlardır boğulmuş bir su…
Ağıyor yeşil.

Yivlerinde yeşil güller fışkırmış,
Susmuş bütün namlular…
Susmuş dağ,
Susmuş deniz.
Dünya mışıl-mışıl,
Uykular derin,
Yılan su getirir yavru serçeye,
Kısır kadin, maviş bir kız doğurmuş,
Memeleri bereketli ve serin…
Sağıyor yeşil.

Aydım yarı gecede,
Neron, çocuk kitaplarında çirkin bir surat,
Ve Sezarsa, bir ad, yıkıntılarda.
Ama hançer taşı sanki
Koca Kartaca!
Hani, kibrit suyu vermişlerdi üstüne
Bak nasıl alıyor, yigit,
Binlerce yıl da sonra
Alıyor yesil.

Vurur dağın doruğundan
Atmacamın çalkara,
Yalın gölgesi.
Kuş vurmaz, tavşan almaz,
Ama aç, azgın
Köpek balıklarıydı parçaladığı
Bak, Tiber saygılı, suskun.
Bak nilüfer dizisi zinciri.
Bunlar bukağısı, kolbağlarıdır,
Cihanın ilk umudu, ilk sevgilisi,
Ve ilk gerillası Spartakus’un.
Susuyor yeşil.

Sus, kimseler duymasın,
Duymasın, ölürüm ha.
Aymışam yarı gece,
Seni bulmuşam sonra.
Seni, kaburgamın altın parçası.
Seni, dişlerinde elma kokusu.
Bir daha hangi ana doğurur bizi?

Ruhum…
Mısra çekiyorum, haberin olsun.
Çarşılarin en küçük meyhanesi bu,
Saçları yüzümde kardeş, çocuksu.
Derimizin altında o olüm namussuzu…
Ve Ahmedin işi ilk rasgidiyor.
İlktir dost elinin hançersizliği…
Ağlıyor yeşil.

Ahmed ARİF

Kadir OĞUL – Suskun – Ahmed Arif | Alternatif

Toprak ve Ayna

29 Haziran 2013 Yazan Cevher

Sana Dönecekler

Toprak bir gün aynaya dedi ki;
Ey ayna ..! İmreniyorum sana ..!
Çünkü kim sana baksa, kendini görür;
Bana bakanlar ise, sadece beni görür ..!
Ayna toprağa şöyle cevap verdi;
Ey kara toprak, ne beyhude bir dert ile dertlenmişsin …
Bilmiyor musun ..?
Ben bana bakanların bugününü gösteririm …
Oysa sen, sana bakanların yarınından haber verirsin …
Bu cevap, toprağın beğenisine gitse de, tekrar dedi;
Belli ki içimi rahatlatmak içindir sözlerin …
Söyler misin bana, sana bakanlar, hiç dönüp bakar mı bana ..?
Ve ayna toprağa acı bir gülümseyişle şunları söyledi;
Merak etme ..! 
Bana bakacak yüzü kalmayanların gözü, hep sana döner ..!

Fon müzik: İnan Tat – Turkey Anatolia 2 – Keder | Alternatif

Fatih YAŞATIR – Toprak ve Ayna | Alternatif

Belâ Râhında Ben – Muhammed Esad Erbili

29 Haziran 2013 Yazan Cevher

Belâ Râhında Ben

Ne yerden kârbân-ı gam geçer olsa konar bende
Belâ râhında şimdi bir mu’ayyen menzil oldum ben

(Nereden gam, üzüntü kervanı geçecek olsa bende konaklar.
Ben şimdi belâ yolunda bilinen bir menzil, konak oldum)

Esîr-i dest-i hicrânım garîb-i külbe-i ahzân
Ne derdi hicre cân verdim ne yâre vâsıl oldum ben

(Ayrılık elinin esiri, hüzün kulubesinin kimsesiziyim.
Ne ayrılık derdiyle can verdim ne de sevgiliye kavuştum)

Lebin devrinde feryâd eylesem ney gibi hoş ammâ
Ne bir dem nâlesiz kaldım ne vasla nâil oldum ben

(Senin dudağının kıvrımında ney gibi feryat etsem iyi, hoş;
ama ben ne bir an inlemeden kesildim, ne de kavuşma şerefine nail oldum)

Siyeh bahtım eğilmiş kâmetim hâl-i perîşanım
Gören ârif bilir kim mübtelâ-yı kâkül oldum ben

(Bahtım kara, boyum eğilmiş, halim perişan.
Bu halimi gören, halden anlayan ârif kişi benim perçem tutkunu, yani âşık olduğumu, anlar)

Refîk-i derd-i gamdan başka sormaz kimse ahvâlim
O günden kim tarîk-i ehl-i ışka dâhil oldum ben

(Âşıklar yoluna girdiğimi günden beri,
gam ve dert arkadaşımdan başka kimse benim halimi sormaz)

Görünce rehze-i gamzen sülûk-u râhdan kaldım
Ne evsat hâletin buldum ne pîr-i kâmil oldum ben

(Senin yol kesici gamzeni, yani bakışını, görünce sulûk yolundan kaldım.
Ben ne orta bir hâli buldum, ne de olgun bir yaşlı oldum)

Gâm-ı sevda elinden ben de şaştım Es’ada zîrâ
Ne Mecnûn gibi lâ-ya’kıl ne de bir âkıl oldum ben

(Ey Es’ad, aşkın üzüntüsünde ben de şaştım.
Zira ben, ne Mecnun gibi akılsız, ne de bir akıllı oldum)

Muhammed Es’ad Erbilî / Divan-ı Es’ad

Aşkın – Belâ Râhında Ben – Muhammed Esad Erbili | Alternatif

Gel de Gör – Abdurrahim KARAKOÇ

29 Haziran 2013 Yazan Cevher

Gel de Gör

Bağladım nefsimi zincir yulara
Dünyayı duvara astım gel de gör
Rahatı huzuru attım kenara
Çileyi bağrıma bastım gel de gör

Yürüdüm sel oldum durdum göl oldum
Mazluma mağdura kıvrak dil oldum
Zulüm sıcağında serin yel oldum
Yürekten yüreğe estim gel de gör

Sonu hatırladım ilki duyunca
Kula kul olmadım ömür boyunca
Hakkın zehirini içtim doyunca
Batılın balina kustum gel de gör

Ülfetim olmadı iriler ile
Ağıla girmedim sürüler ile
Ölümden korkmayan diriler ile
Selamı sabahı kestim gel de gör

Aşk ceylanı emzirince sütünü
Taşa çalıp kırdım benlik putunu
Düşmanımdır inkarcının bütünü
Allah dostlarıdır dostum gel de gör

Bazı kötülüğü kovdum elimle
Bazı kötülüğü yerdim dilimle
Gücüm yetmeyince kendi halimle
Haksıza buğzettim küstüm gel de gör

Çıkar için laf davulu çalmadım
Hiçbir yerden makam rütbe almadım
Bildimse söyledim korkak olmadım
Bilmediğim yerde sustum gel de gör 

Abdurrahim KARAKOÇ

Aşkın – Gelde Gör – Abdurrahim KARAKOÇ | Alternatif

Hicran ve Ümit – Fethullah GÜLEN

15 Haziran 2013 Yazan Cevher

Hicran ve Ümit 

Yine hicrân dolu günleri andım,
Yıllar gözyaşına karışıp gitmiş.
Ürperdim ve yerimde kalakaldım,
Dostlar düşmanlarla barışıp gitmiş.

Yüzerken millet derin uykularda,
Kaybolup gitti değerler ardarda…

Kan-ter var mâzînin şakaklarında,
Demir bukağılar ayaklarında;
Acı bir tebessüm dudaklarında;
Ne kızıl bir ruhla çarpışıp gitmiş…

Hâlâ ufukta yer yer karanlıklar;
Gecenin arkasında gündüzler var…

Hazân esmiş bütün bağlar bozulmuş,
Sararmış yapraklar çiçekler solmuş,
Yiğit ölmüş, küheylânı yorulmuş
Koca bir ifritle savaşıp gitmiş.

Şimdi olsa da çok çok uzaklarda,
Bekliyoruz hülyâlı şafaklarda…

Bir zamanlar parıldayan o tâclar,
Tâcdârlara sîne açan yamaçlar;
Altın yamaçlarda zümrüt ağaçlar,
Hicrân kervanına ulaşıp gitmiş.

Kıvılcım var, o ürperten sönüşten,
Kıvılcımda mesajlar var dönüşten…

M. Fethullah GÜLEN

Sırrı ER – Hicran ve Ümit – Fethullah GÜLEN | Alternatif

Efkan YEŞİLDAĞ – Hicran ve Ümit – Fethullah GÜLEN | Alternatif

Cumahan Asilov – Hicran ve Ümit – Fethullah GÜLEN | Alternatif

Fatih YAŞATIR – Hicran – Fethullah GÜLEN | Alternatif

Yemin – Abdurrahim KARAKOÇ

14 Haziran 2013 Yazan Cevher

Yemin

Canım sağ oldukça rahmetli babam
Susarsam, hakkını helâl etmesin.
Ak sütün emziren ihtiyar anam,
Susarsam, hakkını helâl etmesin.

Yerindedir daha aklım, iradem;
Ve işte yeminim, işte ifadem!
İlk insan, ilk nebi Hazreti Âdem,
Susarsam, hakkını helâl etmesin.

Meylim ne şöhrete, ne saltanata;
Hak için sarıldım ben bu sanata;
Kür-Şad, Bilge Kağan, Oğuzhan Ata,
Susarsam, hakkını helâl etmesin.

Önümde dururken Türklüğün hâli,
Susup da boynuma almam vebali;
Ebubekir, Ömer, Osman ve Ali(r.a)
Susarsam, hakkını helâl etmesin.

Esir iken Kırım, Kerkük, Türkistan,
Bana zindan olur Maraş, Elbistan
İbni Sîna, Dedem Korkut, Alparslan,
Susarsam, hakkını helâl etmesin.

İmanda bu fire, zillette bu zam!
Doymuyor yüreğim ne kadar yazsam
Farabi, Gazali, İmam-ı Azam,
Susarsam, hakkını helâl etmesin.

Nusret versin yeri göğü yaratan;
Çekip çıkartalım akı karadan,
Ertuğrul Bey, Osman Gazi, Murat Han,
Susarsam, hakkını helâl etmesin.

Ülküm aşk çölünde Veysel Karani,
Ulubatlı Hasan eyler göreni.
Fatih, Ak Şemseddin, Molla Gürani
Susarsam, hakkını helâl etmesin.

Bu yol bahadırlar, ermişler yolu;
Kendini davaya vermişler yolu!
Şeyh Mevlânâ, Derviş Yunus, Köroğlu,
Susarsam, hakkını helâl etmesin.

Türkçe sevdalanan, islâmca yanan,
Adar milletine bir değil bin can.
Yavuz Sultan Selim, Barbaros, Sinan,
Susarsam, hakkını helâl etmesin.

Uyutulmuş köy, nahiye, ilçe, il;
Yüreğimi yetmiş yerden yara bil;
Mehmet Âkif, Osman Batur, Şeyh Şâmil
Susarsam, hakkını helâl etmesin.

İçimde İslâm’ın ince mânâsı,
Önümde Türklüğün soylu dâvâsı,
Oflu Kör Şakir’in Elif anası,
Susarsam, hakkını helâl etmesin.

Sevdim; milletime gönlümü verdim.
Zalimin zulmüne göğsümü gerdim.
Kırıkhanlı Kâzım, Niksarlı Nedim,
Susarsam, hakkını helâl etmesin.

Kemalimiz, Turanımız, Hacımız
Beraberdir sevincimiz, acımız.
Mut’ta davar güden Zeynep bacımız,
Susarsam, hakkını helâl etmesin.

Mühim değil güceneni, küseni,
Allah sevmez haksızlığa susanı,
Yozgat’ın Yerköylü Yetim Hasan’ı,
Susarsam, hakkını helâl etmesin.

Komünist, siyonist, pusudan çıktı,
Dinime saldırdı, töremi yıktı,
Gönenli Gülizar, Bünyanlı Sıtkı,
Susarsam, hakkını helâl etmesin.

Yurdum bir kağıttır ışık beyazı;
Üstünde insanlar mukaddes yazı;
Genci, ihtiyarı, gelini kızı,
Susarsam, hakkını helâl etmesin.

Mazlumlar hakkını almayıp ele,
Günü gün edersem zalimler ile,
Evdeşim, öz kızım, öz oğlum bile,
Susarsam, hakkını helâl etmesin.

Allah rızasıdır arzum, emelim!
Bu necip milleti ondan severim.
Hazreti Muhammed(S.A.V) gerçek rehberim,
Susarsam, hakkını helâl etmesin. 

Abdurrahim KARAKOÇ

Fon Müzik: Dursun Ali Erzincanlı – En Sevgiliye 8 – İlk Yıldızlar | Alternatif

Ebubekir Sıddık YILDIRIM – Yemin – Abdurrahim KARAKOÇ | Alternatif

Dostum – Alican SOFU

04 Haziran 2013 Yazan siirfm

Dostum

Bugün efkar vakti dostum,
demle çayları, yanında iki muhabbet olsun,
eski hatırları gün yüzüne çıkaralım,
İki acının belini kıralım,
demle çayları dostum,
benimki kapalı olsun,

Bugün mutluluk vakti dostum,
ayrılıktan bahsetmeyelim,
acıtmasın şimdi,
gecenin bu saati merhemde bulamayız hani,
demle mutluluğu dostum,
benimki açık ve ferah olsun.
eskilerden kalma bir kaç kelam olsun dilimizde,
sen mutluluklarını anlat bana,
bende sana yaşayamadıkları mı,

Bugün unutma vakti dostum,
ne varsa eskiye dair,
hepsini dillendirip gömelim kahkahalarımıza,
kimse kalmasın hatıramızda.

Bugün susma vakti dostum,
En çok isyan edeceğimiz zaman susalım,
Zaten değil midir en büyük cevap o vefasızlara?
Bağırsak çağırsak ne faydaki onlara,
Yüzlerindeki astarları yıllar önce kaybetmişlerdi oysa,

Bugün içme vaktidir dostum,
hadi uzat bir sigara,
yakalım,
iyi gider çayın yanında.
İyi gider, vefasızları unutmaya.

Bugün ayağa kalkma vaktidir dostum,
hadi kalk ayağa,
ve bir defa daha bağır şu dünyaya,
Onsuz da yaşayabilirim de herkese,
ve onun kim olduğunu unuturcasına.

Alican Sofu

(Emre ÖZDEMİR’e İthafen)

Alican SOFU – Dostum | Alternatif

Emre ÖZDEMİR – Dostum – Alican SOFU | Alternatif

Sebebi Sen – İbrahim SADRİ

02 Haziran 2013 Yazan Cevher

Sebebi Sen

Sebebi sen
Gelmeyin üstüme
Bugün efkarımı pazara çıkarmıyorum
Her şey bende kalsın sensizlik bende
Bir sebebi var ise
Onu da kendime bırakıyorum
Sorma arkadaşım
Ayrılık denen kelimeyi
Sorma kapılarında mecnun gezdiren bahaneyi
Ben o yarin derdine
Unutmuşum dermanımı
Sorma arkadaşım külü dumanı
Ağustosta saçlarıma yağan karı

Kapılarında kul diye
Mecnun olup çöl diye
Sana geldim vur diye
Halım nedir sor diye
Yıkılmadım gör diye
Gelmeyin üstüme
Neyi alıp satayım
Bugün efkarımı pazara çıkarmıyorum

Dermanı yok bu sevdayı sordum kendime
Geceler yoldaş oldu döndüm kendime
Ey aşk
Ey derin kuyu
Ey soruldukça kanayan soru
Nem olsun sen olmayınca
Dünya malı nem olsun
Her gün pazar kurulsa aşk meydanında
Benim sensiz satacak nem olsun

Gelmeyin üstüme
Sakladığım bir ayrılığın sırrıdır
Kor ateşler sümmanisi
Ey her şeyin sebebi
Gör diye gözlerinle divaneni
Durmuşum yoluna bir ömür beklemeyi durmuşum
Nem olsun sen olmayınca
Dünya malım nem olsun
Her gün pazar kurulsa aşk meydanında
Benim sensiz satacak nem olsun

İbrahim SADRİ

İbrahim SADRİ – Sensiz Yarım – Sebebi Sen | Alternatif

Yedi Harf Beş Nokta – Ferman KARAÇAM

01 Haziran 2013 Yazan Cevher

Yedi Harf Beş Nokta

Bu aşkın destanı henüz yazılmadı
Kara kaşlarına salkımsaçak anılarımız
İnmedi sevdiğim
Gülmedi yüzüm

Diplerine gizlendim sağanak yaraların
Yollara kazındım
Şarkılarına tutunmak için
Yitip gidiyorum sesinin uçurumlarında
Hastanım elbet
Gülmüyor yüzüm

Bu aşkın destanı henüz yazılmadı
Kirpiklerinde delikanlı hayallerim
Asılı kaldı

Yaşayamıyorum kanattığın hatıralarla
Dalıp gidiyorum geceleri
Simsiyah denizin
Ağaran dalgalarına

Bir yanımı dağlara verdim
Bir yanımı uçurumlar alıp götürdü
Sesinde derinleşen uçurumlar
Ana dilimi seninle konuştum ilk kez
Yedi harfle beş noktanın yanında
Ve hayaller kurdum
Periler ülkesinin umut dağında

Sonra alıp götürdün neyim varsa uzaklara
Kalemim
Kağıdım
Dilim, dudağım
Zelzele içmiş kaldırımlara
Vurdun
Yaralı bedenimi
Kanayan yüreğimi

Bu aşkın destanı henüz yazılmadı
Kara gözlüm
Kara sevdam
Diplerine gizlendim sağnak yaraların
Yollara abandım
Şarkılarına tutunmak için

O besteyi çağrıştıran
Bir büyük destan
Henüz yazılmadı sevdiğim 

Ferman KARAÇAM

Seyfullah Kartal – Yedi Harf Beş Nokta – Ferman KARAÇAM | Alternatif

Annabel Lee – Edgar Allan Poe

29 Mayıs 2013 Yazan Cevher

Annabel Lee

Senelerce senelerce evveldi
Bir deniz ülkesinde
Yaşayan bir kız vardı bileceksiniz
İsmi; Annabel Lee
Hiç birşey düşünmezdi sevilmekten
Sevmekten başka beni
O çocuk ben çocuk, memleketimiz
O deniz ülkesiydi
Sevdalı değil karasevdalıydık
Ben ve Annabel Lee
Göklerde uçan melekler
Kıskanırlardı bizi
Bir gün işte bu yüzden göze geldi
O deniz ülkesinde
Üşüdü bir rüzgarından bulutun
Güzelim Annabel Lee
Götürdüler el üstünde
Koyup gittiler beni
Mezarı oradadır şimdi
O deniz ülkesinde
Biz daha bahtiyardık meleklerden
Onlar kıskanırdı bizi
Evet! Bu yüzden ‘Şahidimdir herkes ve deniz ülkesi’
Bir gece rüzgarından bulutun
Üşüdü gitti Annabel Lee
Sevdadan yana kim olursa olsun
Yaşca başca ileri
Geçemezlerdi bizi
Ne yedi kat göklerdeki melekler
Ne deniz dibi cinleri
Hiç biri ayıramaz beni senden
Güzelim Annabel Lee
Ay gelir ışır, hayalin erişir
Güzelim Annabel Lee
Orda gecelerim uzanır beklerim
Sevgilim sevgilim hayatım gelinim
O azgın sahildeki
Yattığın yerde seni…

Edgar Allan Poe
Çeviri: Melih Cevdet Anday

Sacit ONAN – Annabel Lee – Edgar Allan Poe | Alternatif

Acı – Ferman KARAÇAM

29 Mayıs 2013 Yazan Cevher

Acı 

Seni de vururlar bir gün ey Acı
Uçuşup durduğun kanatlarından
Sazın, sözün, türkülerin tükenir
Ellerin koynunda kalakalırsın

Şakaklarına kar yağıyor bilesin ey Acı
Gül açan yüzlerimizde
Göğeriyor rengin senin de

Biz seni
Tâ eskilerden tanırız
Hani göğüslerimize taş olur inerdin
Avuçlarımızda Hira Dağı’ydın
Al atların tan yerine ayarlanmış yelelerinde
Akdeniz rüzgarlarına karışan sendin

Biliyorum
Hiçbir tarih yazmayacak
Ve bir sır gibi kalacak yakılan kitaplarda
Göbek bağı anasından henüz çözülmemiş bebelerimize
Mitralyözlerin Washington’dan ayarlandığını

Seni de yakarlar bir gün ey Acı
Bir taptuk kul gözlerinden vurursa
Parmakların eğri ağaç tutamaz
Çığlıkların çağlar aşar, duymazsın

Ve ben biliyorum
Örümceği, mağarayı, güvercini, asâyı
Ve İbrahim’in baltasını
Ben biliyorum

Nereden başladı bu kesik dans
Ve bu dansa karşı afyonlanmış hecin yüzlü insanlar kim?
Kim kimin yanında
Kim kimin karşısında
Meclis kürsüsünden konuşan bu adam kim

Üsküdar kız lisesinde okuyan genç kız
Çantasında kimin fotoğrafını taşıyor
Kadıköy vapurunda sigara tüttüren delikanlılar
Neden gülüyorlar ki

Seni de vururlar bir gün ey Acı
Filistin’de sapan taşlı çocuklar
Dalın, kolun, fidelerin budanır
Kuru bir kütükle kalakalırsın

Öyle bakmayın balkonlarınızdan
Fırat nehri ayrılık çıbanına tutuldu,
Damarlarımızı yırtıyor
Tuna nehri, onulmaz boşnak sızıları
Pompalıyor yüreğime

Plevne türküleri ağıtlara dönüşürken,
Çeçenya’da yiğitler
İnancın emeğin / ve Aşk’ın
Kılcal damarlarına ulanıp sustular…

Ve ne Bağdat’tan
Ne Şam’dan
Ne Mekke’den
Ne Diyarbekir’den
Ne İstanbul’dan
Ne Buhara’dan
Bunca telefon direğine rağmen kimse kimseyi
Duymuyor

Seni de vururlar bir gün ey Acı
Halepçe’de soldurulmuş gül gibi
Bu sevdaya düşsen, sen de yanarsın
Suskun, sıcak, uzun yaz geceleri

Ve siz
Ey analar,
Hani siz, gecelerinizi böler, çocuklarınıza ninniler söylerdiniz
Hani siz, fatihler doğururdunuz…

Gelin kızların giysileri kirletildi
Çocuklar hep yetim kalıyor

‘Elem yecidke yetimen feava’

Ve ben biliyorum
Ben biliyorum
İstanbul’un
Bağdat’ın
Diyarbekir’in
Mekke’nin
Buhara’nın
Birbirine nasıl bağlandığını, nasıl çözüldüğünü sonra

Ey insan
Ey insanlık
Ayağa kalk

Kolları ve bacakları budanmış delikanlıları
Boyunları gövdesinden ayrılmış insanları
Gözleri uyur gibi kapanmış, kan pıhtıları içindeki bu çocukları
Gelişmiş laboratuarlarınızda dikkatle inceleyin

Ve bir gün
Bu dünya
Gül bahçesine dönecek
Bunu böyle bilin; ve
Unutmayın…

Ferman KARAÇAM

Sacit ONAN – Yere Düşen Yıldızlar – Acı – Ferman KARAÇAM | Alternatif

Seni Allah’a Emanet Ediyorum – Emre ÖZDEMİR

29 Mayıs 2013 Yazan Cevher

Seni Allah’a Emanet Ediyorum

Çok üzgünüm sevgilim.
Sana tattırdığım umutlar için.
Beraber düşleri avuttuğum,
Seni Allah’a emanet ediyorum.
Gülüşün geliyor aklıma, sebepsiz.
Özlemlerin taşınıyor, adres bırakmadan.
Çok üzgünüm sevgilim.
Keşke bir çok şeyi yaşamasaydık.
Hiç bir şey de suçun yok.
Kader böyleymiş, ne yaparsın.
Elbet bir gün buluşacağımızı söylese de şarkılar,
İnanmıyorum.
Döneceğin yok, belli.
Satırlar arasında kuruttuğun gülleri,
Sakladığın hediyeleri,
Zamansız kalacağını bilmeden verdiğim saati;
Unut.
Sök pilini.
Benden habersiz geçsin hüzün vakti.
Çok üzgünüm sevgilim,
Sevgili tadında bir Aşk vermedim kollarına.
Üryan gelişti, sürünen bu sevda.
Maviliklere olan tutkumu bilirsin.
Çok üzgünüm sevgilim.
Değişen hiç bir şey yok, umudumdan başka.
Yine şiirlerle avunuyorum.
Sıkma canını.
Seni Allah’a Emanet Ediyorum.

Emre ÖZDEMİR

Emre ÖZDEMİR – Seni Allah’a Emanet Ediyorum | Alternatif

Üstad’ı Rahmetle Anıyoruz

25 Mayıs 2013 Yazan Cevher

Üstad’ı Rahmetle Anıyoruz

Bugün, Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in 30. ölüm yıldönümü, yarın ise doğumunun sene-i devriyesi. Mayıs ayında bir gün ara ile doğan ve hayata veda eden Üstad, hayatı ile dünya hayatının adeta bir günlük serüven olmasının somut örneğini önümüze koyuyor.

Şair, hatip, hikâyeci, tiyatro ve biyografi yazarı, gazeteci ve tarihçi kişiliğiyle benzerine az rastlanan birçok özelliğe sahip olan Necip Fazıl Kısakürek, ölümü üzerinden 30 yıl geçmesine rağmen eserleri, fikirleri ve yetişmesine vesile olduğu nesiller ile yaşamaya devam ediyor. 26 Mayıs 1904 tarihinde İstanbul’da doğan Necip Fazıl Kısakürek, 25 Mayıs 1983 tarihinde yine İstanbul’da ahirete intikal etmişti.

ABDÜLHAKİM ARVASİ HAZRETLERİ İLE KARŞILAŞMASI ÜSTAD’I ORTAYA ÇIKARDI

Necip Fazıl, 21 yaşında yayımladığı “Örümcek Ağı” adlı şiir kitabının ardından, 24 yaşındayken yayımladığı “Kaldırımlar” adlı şiir kitabıyla tanınmıştır. 1934 yılına kadar sadece şair olarak tanınmış ve meşhur Bâb-ı Âli’nin önde gelen isimleri arasında yer almıştır. 1934 yılında Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ile tanıştıktan sonra büyük bir değişim yaşamış ve bu değişimi kendisi “…içimi öylesine bir sosyal mücadele ve cemiyeti yorma hamlesi kapladı ki, artık çalışamaz oldum” şeklinde tanımlar. Bu tarihten sonra Türkiye’nin bir çok şehrinde konferanslar düzenlemiş, düzenlemiş olduğu konferanslarda ki sözlerinden dolayı hakkında dâvâlar açılmış ve bu dâvâlar neticesinde öncülük ettiği Büyük Doğu Hareketi’ne dair yayın yapan Büyük Doğu Dergisi yayın hayatı boyunca 16 kez kapatılmış, Necip Fazıl’ın eserleri toplanmış ve basımı yasaklanmıştır. 25 Mayıs 1983 tarihinde vefat eden Üstad Necip Fazıl’ın yüzden fazla eseri bulunmaktadır.

ÜSTAD’IN BAŞLICA ESERLERİ

“Cinnet Mustatili, Hikayelerim, Çile, Aynadaki Yalan, İdeolocya Örgüsü, Batı Tefekkürü ve İslam Tasavvufu, O ve Ben, İman ve İslam Atlası, İhtilal, Bab-ı Ali, Raporlar, Para Mukaddes Emanet, Senaryo Romanlarım, Reis Bey Parmaksız Salih, Tarih Boyunca Büyük Mazlumlar, Benim Gözümde Menderes, Nur Harmanı, Yeniçeri, Müdafaalarım, Türkiye’nin Manzarası, Namık Kemal, Sabır Taşı Ahşap Konak, Yunus Emre Kanlı Sarık, Peygamber Halkası, Konuşmalar, Moskof, Ulu Hakan İkinci Abdülhamit Han, Bir Adam Yaratmak, Kafa Kağıdı, Çöle İnen Nur, Tanrı Kulundan Dinlediklerim, At’a Senfoni, Hazret-i Ali, Hücum ve Polemik, Öfke ve Hiciv, Tohum, Hitabeler, Son Devrin Din Mazlumları, Hesaplaşma, Doğru Yolun Sapık Kolları”

Gazeteci-yazar Mustafa Miyasoğlu:
“Necip Fazıl bir deha”
Gazeteci-yazar Mustafa Miyasoğlu, Necip Fazıl Kısakürek’in bir dehâ olduğunu, milletimizin tarihî, dinî ve kültürel değerlerini ortaya koyduğunu söyledi. Kısakürek’in 1943’ten 1983’e kadar 40 yıllık bir şair, mütefekkir ve siyaset adamı olarak, İslâmi bir tavır içerisinde olduğunu ve aktif bir tavır almayı Müslüman nesillere öğrettiğini söyleyen Miyasoğlu, “Necip Fazıl 20. yüzyıla ortaya çıkmış şahsiyetler içinde, Doğu-Batı çatışmasının fertten topluma, siyasî yapıdan aileye kadar bütün yansımalarına dikkati çekmiş ve tarihî kimliğimize uygun teklifler getirmiş bir büyük şair ve mütefekkirdir. Onu anlamak, farklı olmak ve sürüden kurtulmaktır. Bu anlamda Necip Fazıl, sosyal, siyasal ve estetik görüşleri ve eserleriyle bizim için bir lütuftur. Onu anlamadan çok şeyi anlamak mümkün değildir” dedi.

Miyasoğlu, şunları söyledi: “Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in Ağaç, Büyük Doğu ve Borazan adıyla yayınladığı dergi ve gazetede tefrika olarak kalan eserleriyle bu dizinin 100 cilde ulaştığını görüyoruz. Bu eserlerin şiir, hikâye, tiyatro, hitabe, konferans, fikir, tarih, din, dil ve ilahiyat alanlarında, her biri yeterli değerlendirmelere konu olmamış ve birçok alanda büyük eserleri var. Bazen bir şahsiyeti anlamak, bir millete ait tüm değerleri anlamakla aynı anlama gelir. Shakespeare, Goethe, Victor Hugo ve Dostoyevski böylesine milletinin sembolü olan değerleri ortaya koymuş şahsiyetlerdir. Necip Fazıl da bu soydan bir dehâdır ve milletimizin tarihî, dinî ve kültürel değerlerini ortaya koyar. Bu bakımdan, Üstadı ve tesiri yanında, onunla ve eserleriyle tarihî kimliğimize ve misyonumuza kavuşabiliriz. Bunu iyi anlamalıyız!”

“ESSELAM ADLI MANZUM ESERİNİ YAYINLADI”

Miyasoğlu, Necip Fazıl’ın vicdanımızda büyük izler bıraktığını belirterek, “Onunla ilgili çarpıcı hayat hikâyelerini, en önemli meselesi gibi görüyorlar. Bunlar önemlidir, ama birçoğu da az bilinir. Mesela 1973 yılında Hacc yapan Üstadın en önemli meselesi, eliyle kurup da ölümüne kadar yönettiği Büyük Doğu Yayınları’dır. İlk önce bu arada Peygamber Efendimizin hayatını anlatan Esselam adlı manzum eserini yayınladı. O kitapta kendisinin Vasiyetnamesi ile bu arada, kendisinden kuruş alacak olanın senetsiz-şahitsiz alacağını gelip istemesidir. Rahmetler dilerken, bu şahsiyetin bizim gibi okur-yazarlara haysiyetler öğretti…” diye konuştu.

TYB İSTANBUL ESKİ ŞUBE BAŞKANI MUZAFFER DOĞAN:

“Üstad Türk şiirinin
Mâverâya açılan kapısı”

Üstadı, yakinen tanıyan ve konferanslarına katılan Muzaffer Doğan Akit okurları için Necip Fazıl’ı anlattı.
Hocam bize Necip Fazıl’ı tanıtabilir misiniz?
Üstad Necip Fazıl geçen yüzyılın başında Osmanlı güneşi batmak üzereyken dünyaya gelmiş, Cumhuriyet’in ilânı ile birlikte gençliğini idrak etmiş, yüz cildin üzerinde eser vermiş olan bir kimsedir. Üstad, öncelikle büyük bir şairdir. Kendisine Türk Edebiyatı Vakfı tarafından Sultan’üş-Şuârâ unvanı verilmiştir. Bu bir Osmanlı geleneğidir. O törende ben de bulunmuştum. Tabii böyle bir unvan verilmese de, şiiri iyi bilen kimseler, Yunus Emre’den Üstad Necip Fazıl’a gelen 800 yıllık Türk şiir çizgisini iyi bilenler, Üstadı en büyük şairlerden saymak mecburiyetindedirler. Zâten dostunun da, düşmanının da, onun büyük şairliği noktasında bir şüphesi yoktur. Ama o sade bir büyük şair olmakla kalmadı. Aynı zamanda bir büyük mütefekkirdir de. 1940’lardan başlayarak vefat yılı olan 1983’e kadar birçok neslin yetişmesine vesile olmuş bir mücadele adamıdır.
Necip Fazıl’ın Paris’e Sorbonne Üniversitesi’ne burslu olarak gönderildiğini ve orada bohem hayatı yaşadığını biliyoruz. Necip Fazıl’ın oradaki hayatı hakkında neler söylersiniz?

Devlet, okullarında başarılı olmuş, istikbal vaad eden öğrencileri, Batı ülkelerine gönderiyor. Necip Fazıl da, Burhan Ümit Toprak gibi bazı isimlerle Sorbonne’da Felsefe okumaya gidiyor. Paris’e giderken hocası Prof. Şekip Tunç, arkadaşları Ahmet Muhip Dıranas, Ahmet Kutsi Tecer gibi isimler uğurluyor Necip Fazıl’ı. Burada Şekip Tunç’un bir sözü var: “Necip, tarihin malı olduğunu unutma” diye. Necip Fazıl, daha sonra gerçekten bu öğüdün karşılığını vermiş, büyük bir şair, büyük bir mütefekkir ve büyük bir mücadele adamı olmuştur. Çok önemli bir felsefe akımının babası Henry Bergson, orada üstadın hocasıdır. Necip Fazıl, derslere devam etmiyor, bohem bir hayatın içine düşüyor. Bir gün Bergson, “Bir Türk vardı, çok zeki, serserivari bir Türk! Onu göremiyorum, nerede o?” diye soruyor. Sezgici filozof, Necip Fazıl’ın ilerde büyük bir adam olacağını seziyor.
Üstadın hayatındaki dönüm noktasına gelirsek, Seyyid Abdülhakîm Arvasî’den etkilenen Necip Fazıl’da ne gibi değişikliler olmuştur?

Üstadın daha ilk şiirlerinde ruhçu, vahdaniyetçi anlayış ve bir gurbet havası seziliyor. O yıllarda da materyalizm alabildiğine yaygın. Üstadın Bahriye Mektebinde İbrahim Aşkî adında bir hocası var ki, ilk tasavvufî tesirlerini ondan alıyor zaten. Bundan sonra Üstadın hayatında çok önemli bir dönüm noktasına geliyoruz ki, bu da Seyyid Abdulhakîm Arvasî ile tanışmasıdır. Bu 1934 tarihine tekabül eder. Arvasî Hazretleri, tek parti zulmünün alabildiğine yoğun olduğu dönemde, mestur bir şekilde Beyazıd’ta, Ağa Camii’nde dersler vermektedir. Derinden derine de muhipleriyle sohbet etmektedir. Bir gün Necip Fazıl böyle bir zâtın varlığından haberdar oluyor. Bunun hikâyesi, Üstadın “O ve Ben” isimli eserinde yer alır. Bu eser, Üstadı anlamada anahtar bir kitaptır. Bu buluşma, Mevlânâ ile Şems’in karşılaşmasını, Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri ile Şeyh İsmail Fakirullah’ın münasebetini hatırlatır ve asıl Necip Fazıl; dünya görüşü ve eserleri ile bu tanışmadan sonra ortaya çıkar. Bu tanışma, Üstada bambaşka bir istikamet kazandırmıştır. Bunu iki “noktalama” ile ifade eder:

“Tam otuz yıl, saatim işlemiş ben durmuşum, / Gökyüzünden habersiz, uçurtma uçurmuşum” … “Bana yakan gözlerle bir kerecik baktınız, / Ruhuma büyük temel çivisini çaktınız.”

“BÜYÜK DOĞU İSLÂM GÜNEŞİNİ BULMA VE BULDURMA MÜCADELESİDİR”

Üstad’ın Büyük Doğu dergisi ve ideolojisinden söz edersek, neler söyleyebiliriz?
Üstad, 1936’da çıkardığı Ağaç dergisinde, o yıllarda devrin ileri gelen sanat ve fikir adamlarına yer vermiştir. Bu yıllar, daha Üstadın İslâmî renginin tam belli olmadığı yıllar. Ağaç, derinden derine ruhçu bir dünya görüşünü dile getirse de, henüz böyle pazarlıksız şekilde “İslâm” demiyor.

Arkasından 1943’te Büyük Doğu dergisini çıkarmıştır. Üstad, hocalık da yapmıştır ama Büyük Doğu’yu çıkarınca İnönü’nün talimatı ile hocalık elinden alınmıştır. Dönemin Maarif Vekili Hasan Âli Yücel, “Ya Büyük Doğu’yu tercih et, ya da üniversite hocalığını” demiştir. Üstad da: “Üniversite anfisindense, vatan çapında hocalığı tercih ederim. Ben de size bunu ihtar ederim” diyor. Büyük Doğu, bir dergi olmaktan öte, bir mücadelenin de bayrağı olmuştur. Büyük Doğu, bir dünya görüşünün adı ve bir mücadele mektebi, birçok şair, yazar ve fikir adamının yetişmesine ocaklık etmiş bir mekteptir. Büyük Doğu ceplerde kaybedilen İslam güneşini bulma ve buldurma mücadelesidir. Üstad işte bu dönemden başlayarak, “baş eserim” dediği İdelocya Örgüsü’nü yazıyor. Bu eser, bir medeniyet tasavvuru, bir devlet projesidir. Bu da İslam medeniyeti ve İslâm devletidir.
Daha sonra, 1939’da yazacağı ve Necip Fazıl şiirlerinin de, Türk şiirinin de zirvesi olan “Çile” şiiri, 800 yıllık Türk şiirinin zirvesi olmuştur. Bu şiirinin bir yerinde diyor ki:
“Ver cüceye onun olsun şairlik,

Şimdi gözüm büyük sanatkârlıkta.”
Eskiden onu alkışlayanlardan Baki Süha Ediboğlu, 1968’de yazdığı bir yazıda, “Büyük Doğu, büyük şair Necip Fazıl’a mezar oldu” demişti. Üstad, verdiği cevapta, “Baki Süha, ben asıl Büyük Doğu’dan sonra büyük şair oldum” diye yazdı. Necip Fazıl, Sakarya ırmağı gibi gürül gürül akan bir ırmaktır. “Çile”nin önsözünde şairliği ve şiirlere hakkında önemli ipuçları verir. Üstad burada, “Biz şiiri iman için bilmişiz ve bu mihrak bilgiyi her bilginin geçtiği bin bir yol ağzı biliyoruz” der. Üstad, Yunus Çeşmesi’nden su içmiş, gelenekten beslenmiştir. Üstad Necip Fazıl, Türk şiirinin Mâverâya açılan kapısıdır.

“BEN ŞİİRİ, ALLAH RESULÜ’NÜN YOLUNUN SÜPÜRGESİ OLARAK GÖRÜYORUM”

Hocam, Üstadın vefatının üzerinden 30 yıl geçti. Türkiye’nin her yerinde, bu vesileyle anma ve anlama toplantıları yapılıyor. Bu konuda ne söylemek istersiniz?
Bu anma ve anlama faaliyetlerini, oldukça sevindirici gelişmeler olarak görüyorum. Ben de bazı üniversitelerimizin, bazı belediyelerimizin ve bazı dernek ve vakıfların bu türden faaliyetlerine konuşmacı olarak katılıyorum. Bilhassa Muhterem Cumhurbaşkanımızın himâyelerinde, Konya’da gerçekleştirilen anma faaliyeti oldukça nitelikli. Vefatının 30. yılında Üstadımıza Allah’dan rahmet, hakkında “Çöle İnen Nur” gibi muhteşem bir eser yazdığı Efendimiz, Kurtarıcımız, Müjdecimiz, Peygamberimiz’den de şefaat niyaz ediyorum.

Gençliğe Hitabe

"Bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik…

"Zaman bendedir ve mekân bana emanettir!" şuurunda bir gençlik…

Devlet ve milletinin büyük çapa ermiş yedi asırlık hayatında ilk ikibuçuk asrını aşk, vecd, fetih ve hâkimiyetle süsleyici; üç asrını kaba softa ve ham yobaz elinde kenetleyici; son bir asrını, allah’ın kur’an’ında "belhüm adal" dediği hayvandan aşağı taklitçilere kaptırıcı; en son yarım asrını da işgal ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle, türkü madde plânında kurtardıktan sonra ruh plânında helâk edici tam dört devre bulunduğunu gören… bu devirleri yükseltici aşk, çürütücü taklitçilik ve öldürücü küfür diye yaftalayan ve şimdi, evet şimdi… beşinci devrenin kapısı önünde dimdik bekleyen bir gençlik…

Gökleri çökertecek ve yeni kurbağa diliyle bütün "dikey"leri "yatay" hale getirecek bir nida kopararak "mukaddes emaneti ne yaptınız?" diye meydan yerine çıkacağı günü kollayan bir gençlik…

Dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, öcünün davacısı bir gençlik…

Halka değil hakka inanan, meclisinin duvarında "hakimiyet hakkındır" düsturuna hasret çeken, gerçek adaleti bu inanışta ve halis hürriyeti hakka kölelikte bulan bir gençlik…

Emekçiye "benim sana acıdığım ve yardımcı olduğum kadar sen kendine acıyamaz ve yardımcı olamazsın! ama sen de, zulüm gördüğün iddiasıyla, kendi kendine hakkı ezmekte ve en zalim patronlardan daha zalim istismarcılara yakanı kaptırmakta başıboş bırakılamazsın!", kapitaliste ise "Allah buyruğunu ve resul ölçüsünü kalbinin ve kasanın kapısına kazımadıkça serbest nefes bile alamazsın!", ihtarını edecek… Kökü ezelde ve dalı ebedde bir sistemin aşkına, vecdine, diyalektiğine, estetiğine, irfanına, idrakine sahip bir gençlik…

Bir buçuk asırdır yanıp kavrulan, bunca keşfine ve oyuncağına rağmen buhranını yenemeyen ve kurtuluşunu arayan batı adamının bulamadığını, türkün de yine bir buçuk asırdır işte bu hasta batı adamında bulduğunu sandığı şeyi, o mübarek oluş sırrını çözecek ve her sistem ve mezhep, ortada ne kadar hastalık varsa tedavisinin ve ne kadar cennet hayali varsa hakikatinin İslâm’da olduğunu gösterecek ve bu tavırla yurduna İslâm âlemine ve bütün insanlığa numunelik teşkil edecek bir gençlik…

"Kim var!" diye seslenilince, sağına ve soluna bakınmadan, fert fert "ben varım!" cevabını verici, her ferdi "benim olmadığım yerde kimse yoktur!" duygusuna sahip bir dava ahlâkını pırıldatıcı bir gençlik…

Can taşıma liyakatini, canların canı uğrunda can vermeyi cana minnet sayacak kadar gözü kara ve o nispette strateji ve taktik sahibi bir gençlik…

Büyük bir tasavvuf adamının benzetişiyle, zifiri karanlıkta ak sütün içindeki ak kılı fark edecek kadar gözü keskin bir gençlik…

Bugün, komik üniversitesi, hokkabaz profesörü, yalancı ders kitabı, çıkartma kâğıdı şehri, müzahrefat kanalı sokağı, fuhş albümü gazetesi, şaşkına dönmüş ailesi ve daha nesi ve nesi, hâsılı, güya kendisini yetiştirecek bütün cemiyet müesseselerinden aldığı zehirli tesiri üzerinden silkip atabilecek, kendi öz talim ve terbiyesine, telkin ve telbiyesine memur vasıtalara kadar nefsini koruyabilecek, tek başına onlara karşı durabilecek ve çetinler çetini bu işin destanlık savaşını kazanabilecek bir gençlik…

Annesi, babası, ninesi ve dedesi de içinde olsa gelmiş ve geçmiş bütün eski nesillerden hiç birini beğenmeyen, onlara "siz güneşi ceketinizin astarı içinde kaybetmiş marka müslümanlarısınız! gerçek müslüman olsaydınız bu hallerden hiçbiri başımıza gelmezdi!" diyecek ve gerçek müslümanlığın "ne idüğü"nü ve "nasıl"ını gösterecek bir gençlik…

Tek cümleyle, allah’ın, kâinatı yüzüsuyu hürmetine yarattığı sevgilisinin âlemleri manto gibi bürüyen eteğine tutunacak, o’ndan başka hiçbir tutamak, dayanak, sığınak, barınak tanımayacak ve o’nun düşmanlarını ancak kubur farelerine denk muameleye lâyık görecek bir gençlik…

Bu gençliği karşımda görüyorum. maya tutması için otuz küsür yıldır, devrimbaz kodamanların viski çektiği kamıştan borularla ciğerimden kalemime kan çekerek yırtındığım, kıvrandığım ve zindanlarda çürüdüğüm bu gençlik karşısında uykusuz, susuz, ekmeksiz, başımı secdeye mıhlayıp bir ömür allah’a hamd etme makamındayım. genç adam! bundan böyle senden beklediğim, manevî babanın tabutunu musalla taşına, anadolu kıtası büyüklüğündeki dâva taşını da gediğine koymandır.

Surda bir gedik açtık; mukaddes mi mukaddes!
Ey kahpe rüzgâr, artık ne yandan esersen es!..

Allah’ın selâmı üzerine olsun!"

Necip Fazıl KISAKÜREK

Necip Fazıl KISAKÜREK – Çile – Gençliğe Hitabe | Alternatif

Sırılsıklam – Ferman KARAÇAM

23 Mayıs 2013 Yazan Cevher

Sırılsıklam

Söz çatlar mıydı orta yerinden
Söyleseydim sana
Bir besteye benzeyen gülüşünde
Baharların yeşerdiğini

Ama ben bu şehirde mağlup
Krallar yaşattım
Her girdiği savaştan zaferle
Çıktığını sanan

Nasıl söylerim sana
Sırılsıklam olduğumu
Üstelik utangaç yalnızlıklarımı
Şiirleştirip
Bastırıyorum koynuma bıçak gibi
Belki de söz çatlayacaktı
Bir tren düdüğü bölmeseydi
Sessizliğimizi ortasından
Şimdi ben nice İstanbul’lar çıkarıyorum
Ceplerimden masmavi
Sen geleceksin ya
Kelimelerimi biliyorum
En ağır taşlar için

Ferman KARAÇAM

Fon Müzik : Taksim Trio – Belalım | Alternatif

Anı Yaşa – Talha Bora ÖGE

01 Mayıs 2013 Yazan Cevher

 

Anı Yaşa

Bugün son günün deseler
Tattığın son anların olsa
Düşünsene hadi napardın
24 saat nefesin kalsa Düşün
Daha mı çok tebessüm olurdu yüzünde
Sürekli ağlar mıydın yoksa
Uyumaz da geceleri hiç dua mı ederdin durmadan
Daha uzun mu bakardın yıldızlara gecenin karanlığında
Eşine dostuna, annene babana
Söyler miydin ertelemeden sevdiğini
Nihayet seni seviyorum dermiydin?
Arar mıydın nicedir sesini duymadığın insanları
Çalar mıydın kapılarını
Gezebildiğin kadar gezer miydin?
Yoksa çıkmaz mıydın dört duvar arasından
Nerde bir çiçek görsen koklar mıydın?

Nerde bir çocuk görsen yarışır mıydın mutluluğuna
Görmek için gözlerindeki parıltıyı
Acaba diyorum düşmanın kalır mıydı?
Gönlünü alıp barışmadığın
Ya hakkını aldıkların, helalleşir miydin?
Günün sadece onlarla mı dolardı
Düşün hadi akıp gidiyor zaman
Son anların olsa bunlar napardın
Biriktirmezdin herhalde artık bu varını
Harcayabildiğince harcar mıydın iyiliğe
Sanırım eleştirmezdin kimseyi
Vaktim iltifatlarına yetmezdi belki de
Söyler misin neden bugün değil sonra
Son günün olması ne katacak sana sınırlardan başka
Artık anlamalı Dün gitti, yok
Yarın daha gelmedi o da yok
Elde bir bugün var Anı yaşamalı 

Talha Bora ÖGE

Talha Bora ÖGE – Aşk Her Zaman Yarım Kalır – Anı Yaşa | Alternatif

Uhud Savaşı – Dursun ALİ ERZİNCANLI

29 Nisan 2013 Yazan Cevher

Uhud Savaşı

Günlerden cuma…
Uhut’a gelenler var.
Medine yolu toz duman…
Uhut’a gelenler var.
Bir dağılsa da şu hava,

Görsek Medine-i Münevvere’den Uhut’a gelenleri.
Bir görsek Allah Rasulü’nü
Ve eroğlu erleri…
Bakın göründüler işte;
Atının üzerinde evrenin efendisi!
Cihanın gözbebeği!
Uhut’un sevgilisi!
Sağında ve solunda ashab-ı güzin
Önündeyse iki üveyk yürüyor;
Biri Sad bin Muaz,
Diğeri Sad bin Übade.
Allah’ım bu ne edep
Atlarının bile başı yerde…
Bakın şu iki gence!
İkisi de onbeşinde…
Şu kısa boylu olanı Rafi’ bin Hadic!
Parmaklarının ucuna basıyor ki
Boyu uzun görünsün!
İyi ok attığı söylenince
İzin veriyor efendimiz.
Diğer gençse Semüre bin Cündüp…
Ağlayarak peygamberinin yanına gidiyor.
Ya rasulallah! diyor,
Rafi’ye izin verdiniz. Bana niye izin yok?
Ben rafi’yi güreşte yeniyorum.
Efendimiz tebessüm buyuruyorlar.
Ve bu iki ana kuzusuna güreş tutturuyorlar.
Semüre Rafi’yi yenince güreşte,
Fahr-i kainat ona da izin veriyor.
Günlerden cumartesi…
Uhud’a gelenler var.
İşte Ayneyn Tepesi-Okçular Tepesi-
Başlarında Abdullah bin Cübeyr
Sultanı dinliyorlar.
Düşmanı yendiğimzi görsenizde
Size haber vermedikçe, adam göndermedikçe
Yerlerinizden ASLA ayrılmayın!
Kuşların cesetlerimizi kapıştıklarını görseniz dahi
Ben size adam göndermedikçe
Yerlerinizden asla ayrılmayın!
İki ordu da hazır…
İki ordu da harp nizamında…
Ve Uhud’un kalp atışları dışında yeryüzü nefes bile almıyor!
Sessizliği bozan Kureyş’in Sancaktarı’dır.
Söylediği her söz küfür kokulu…
Benimle çarpışmaya er meydanına kim çıkar!
Bu bir meydan okumadır.
Cevapsa bir çift ayak sesi…
Gözler Uhud toprağında yürüyen bu ayaklarda…
Kime ait bu adımlar ki bastığı toprak ‘ALLAH’ diyor!
Ve Esedullah namıyla Hz. Ali(R.A.) yürüyor.
Birkaç saniye, bir tek hamle…
ALLAH’ın(C.C.) Arslanı dimdik ayakta
Kureyş’in sancağı ise yerde…
Ardından bir başkası yükseltiyor sancağı
Ama bilmiyor ki bu defa kim var Uhud meydanında
Gökyüzünde yıldırımlar
Yeryüzünde Hamza var.
Asıl şimdi başladı Uhud’un türküsü.
Tam üç katı düşmanla Peygamber(A.S.M) ordusu
Göz göze ve diş dişe.
Uhud’da yiğitler var.
İşte: Ebu Lücane…
Kılıcın üzerinde bir yazı
Korkaklıkta ar
İlerlemekte şeref var!
İşte: Musab bin Umeyr…
Zırhını giyinince
Nasılda Peygamber’e(A.S.M.) benziyor.
Ve döne döne savaşan Hz. Hamza…
Ben Allah’ın(C.C.) Arslanı’yım diyor!
Ebu Katade’ye bakın.
Bakın bir ok fırlıyor müşrik yayından
Bir havayı yara yara geliyor.
Hedefte Rasulullah(A.S.M.) var.
İşte: Ebu Katade…
Okun Fahr-i Kainat’a(A.S.M) doğru gittiğini görünce
ALLAH’ı(C.C.) andı önce
Ve uzattı başını!
Ok Katade’nin gözüne saplandı.
Uhud’da yiğitler var…
Şirk ordusunu bozguna uğratan…
Ömer bin Hattab’a bakın
Gözleri çakmak çakmak

Dursun ALİ ERZİNCANLI

Dursun Ali ERZİNCANLI – En Sevgiliye 4 – Uhud | Alternatif 

Remzi KURNAZ – Uhud Savaşı – Dursun ALİ ERZİNCANLI | Alternatif

Fon Müzik: En Sevgiliye 2 – Uhud | Alternatif


Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine ait olup sahibi istemediği takdirde yayından kaldırılır.
Kaynak belirterek alıntı yapabilirsiniz.
Tarım ve köy işleri bakanlığınca onaylanmış uyku ilaci olan Shiffa Home sizi mışıl mışıl uyutur.
Hac ve Umre yolculuğunuzu Giyinelim Net ile en uygun fiyata ayrıcalıklı olarak giyinebilirsiniz.

Siir Fm | Fon Müzikleri | Bedirhan Gökçe | Kahraman Tazeoğlu | Şiir BUL | Sitemap
Copyright © 2007 - 2014 SiirFm.COM